2 Ağustos 2016 Salı

KUŞ FOTOĞRAFÇILIĞI

Kuşluk vakti"nde uyandığınız olur mu hiç... Bazen bir yolculuğun telaşı, bazen de huzur, huzursuzluk hisleriyle karşılanan güneşin ilk saatleri olan kuşluk vakti... 

Pencereden içeri dolan sabah serinliği ile kuş cıvıltıları...
Cıvıltı dedikleri, günün en sessiz vakitlerinin senfonisi hükmünde. 
Boşuna "kuşluk" denmediğini hatırlatır sanki işittiğiniz koro...

Kuşlar o en enerjik saatlerinde, neyin derdinde kim bilir, -Her iş bitti konumuz bu mu, kuş dediğinin derdi ne olur, iç sesime aldırmadan, merak etmeye devam ediyorum... Kuş bilimcileri, nam-ı diğer ornitologlar, cıvıltı seslerini seslenme-çağrı ve şarkı olarak sınıflıyor. Coşkuyla atılan sabah "twit"lerinin arasına bir iki de şarkı sığdırıyor muş kuşlar meğer... Ortak noktaları olmakla beraber, her kuş türünün kendi şarkısı varmış (her yürek kendi türküsünü söyler, sözünü nasıl anmazsın burada :-) ve kuşlar şarkılarını söylemeyi yavru dönemlerinde babalarından öğreniyormuş... 
Aklımdaki bir diğer konu da, onca ses zenginliğine karşın, neden gördüğümüzü sandığımız sadece serçe, güvercin...

Doğal yaşam, ağaçlar, hayvanlar konusunda dürüst olmak gerekirse, çok eksik olduğumu düşünüyorum. Belki de, öğrendikçe burnumun dibinde farkında olmadığım bambaşka dünyaların yaşanıp gittiğini görüyorum. İşte içimi döktüm size ama konu, kuş, doğa, hayvan sevgisi olunca, asıl dinlemenizi istediğim kişi Sevgili Oğuz Altun. İş yerinde fotoğrafçı yönü ile de tanıdığımız, resimlerini hayranlıkla izlediğimiz Oğuz Altun’un son yıllarda kuş fotoğrafçılığına gönül verdiğini duyuyordum. Sevgiyle, coşkuyla yapılan her iş, öğrenme başta insanın kendisini, sonra da çevresini etkiliyor. Kuş gibi ürkek, uçucu kaçıcı canlıyı, sanatçı gözüyle yakalama hikayesini kendisinden dinleyip, paylaşmamak olmazdı. Sonuçta, kuşun fotoğrafı, rahmetli Cem Karaca’nın muhteşem Sevda Kuşun Kanadında şarkısı misali, kolay iş değil.

Kuş gözlemciliğinin, fotoğrafçılığının en yüksek incelik ve estetikle yapılan haline tanık olmaya davet ediyorum sizi, keyifli okumalar…



Yavrucuk Köyü - Gölbaşı'ndayız


Böyle olur kuş fotoğrafçısının kamuflajı:-)



Söyleşinin kısmeti… “Yılankartal” bizi selamlıyor :-)

S: Kuş fotoğrafçısı olarak hikayenizi dinleyebilir miyiz…

Kuş fotoğrafçılığının bendeki evveliyatı fotoğrafçılıktan ziyade hayvan sevgisi, merakı ile başlıyor. Hayvanlara merakım kendimi bildim bileli var. Sadece doğadaki hayvanlar değil, evcil olanlardan, evin içinde dolaşanlara (yürüyen karınca, uçuşan sivrisineğe, karasineğe hatta karafatmalara) uzanan bir geçmiş.

Kuşun bendeki yerine gelirsem, sonralardan izleyip etkilendiğim “Birdy” filmini de anmak
isterim. Film, kuş beslemeyi seven genç bir çocuğun Vietnam’a savaşa gidip, oradaki vahşetten etkilenmesi, eve dönüşünde yaşadığı psikolojik sorunları anlatıyor. Film kahramanının savaş sonrası iletişim kurabildiği tek canlı kuşlar, hatta kendini kuş zannediyor, kuş gibi besleniyor, tünüyor ve bir gözü sürekli gökyüzünde kuş kafesinde yaşamaya başlıyor. İlginçtir avcı olmayan kuşlar da öyledir, bir gözü sürekli gökyüzündedir, yukarıdan yırtıcı gelecek mi ona bakarlar… Sonuçta kuş gibi uçmaya çalışır ve hayatı öyle sona erer… aşırı bir tutku… bir dönüşüm hikayesi.

Filmi merak edenler için...



Bu filmden sonra onunla empati kurdum. Neden hayatımda bu kadar kuşlar var diye…Herhalde onlarla iyi bir iletişim kurabiliyorum, insanlarla kurduğumdan daha iyi bir iletişimdeyim hayvanlarla. Ya da doğayı tanıdıkça, kendimi daha iyi tanımaya, keşfetmeye çalışıyorum sanki. 

Kuş fotoğrafçılığı için de hayvan sevgimin bir görüntüsü diyebiliriz. En son aşamada gelmiş onu ön plana çıkaran bir kavram diyelim. Özünde hayvan sevgisi var. Başta doğada güzel fotoğraf çekeyim başkaları da görsün keşfetsin derken, şimdi onları bir arkadaşım gibi görüyorum. Eskiden arazide nadir kuş, zor çekim, resimlemek vardı, şimdi onlarla birlikte olmak ağır basıyor. Doğaya çıkıpta bir kare çekmediğim; makinemi, çantamı aynen getirdiğim zamanlar sıklaşmaya başladı. Onları sadece gözlemek, gözlemlemek de hoş bir duygu. Mesela hayvanların tipik bir bakış şekli vardır. Dik bakarlar, odaklanma oradan gelir.

Hayvan göz yapısından kaynaklanır ve bu yapı birçok hayvanda ortaktır. Kuş olsun, kedi olsun aynıdır bu anlamda. Evimdeki kedi ile kuşun gözü arasında fark yok bence. Loş bir ortamda sadece gözü görseniz, inanın hangi hayvan olduğunu fark edemezsiniz (yav bu bir kedi gözü mü yoksa bir baykuşun gözü mü?). Hayvanların ortak noktaları var.


Balık Kartalı



Akçacılıbıt

S: Siz yakın iletişimden bambaşka bir algı yaratmış oluyorsunuz.

Onlarla olmaktan mutluluk duyuyorum. Bir şeyleri göstermekten ziyade, orada olmak artık son yıllarda daha mutluluk veriyor.

S: O zaman fotoğrafçılıktan bir basamak öte bilgelik gibi oluyor şu anki durum.
Onu bilemiyorum, çok iddialı bir şey olur böyle ifade etmek. Çok paylaşmıyorum resimlerimi. Bir sitem var oraya koyuyorum. Orada da birkaç yüzden tane çekimden, bir veya ikisini paylaşıyorum.  Ama doğada olmak çok güzel bir şey hakikaten… Doğanın kendisi zaten bir mucize. Bunun farkında olmak… Hele Ankara gibi bir yerde düşünün… Ankara’da yaşayan bir başka insana sorsanız, Ankara’yı kasvetli bulur. Burada gezilecek görülecek ne var, yaşanacak ne var, burada hiçbir şey yok, buranın denizi yok ki der… Halbuki Ankara’ya bir doğa fotoğrafçısı gözüyle baktığınızda, Ankara çok nadir cennet köşelerden birisidir…


Flamingolar

S: Ankara için duymaya alıştığımızdan çok farklı bir bakış sizinki, görmeyi bilmek lazım değil mi?
Kuşların göç yolu üzerinde olan bir şehir. Çevresinde birçok sulak alan var. Sadece kuşlar yok. Ankara’nın bozkırı bile çok zengin. Bitki örtüsü çok zengin. 

S: Bozkır denince hep bir yoksunluk, tekdüzelik algılanır.

Evet oysa, Ankara doğa bakımından bir zenginliği ifade ediyor. Enteresandır, göç zamanları dışında, İstanbulluların doğa fotoğrafı için uğrak yerlerinden biridir Ankara.


Çekim dönüşü gölün ortasında


Sazdelicesi

Algıda seçicilik de oluyor haliyle. Her gün geçtiğiniz, sürekli yapılan işlerde ayrıntıyı gözden kaçırabiliyorsunuz. Ama odağınızı biraz çevirdiğinizde, çevrenizde çok olayın döndüğünü, birçok varlığın dolaştığını farkediyorsunuz. Oturduğumuz mekan Konutkent, Çayyolu’da, bu hafta içinde 20 türe yakın yabani kuş saydım. Evimin hemen önünde bir çift ağaçkakan yuvasında yavrularını besliyor (maalesef geçtiğimiz günlerde çim ekimi uğruna
ağaçkakanların yuvası olan ağaç kesildi ), yine giriş kapısının yanındaki büyük ağaç saksağanların gece uyukladığı konaklama yeri. Apartmanda kaç kişi bunun farkında bilemem.

Geç ilkbahar, erken sonbahar dönemlerinde, bahçemizde çok sayıda, çok türde kelebekler var.
Örümcekler yine aynı şekilde. Baktığınızda bir şey yok gibi gelir. Sadece çevrenizde çam ağaçları, çimenler var gibi gelir ama onun ötesinde de şeyler var.

S: Kuşun saksağan olduğunu, kelebeğin, örümceğin türünü bilebilmek için bir birikim, öğrenme çabası da gerekir. Çocukluğunuzda bu ilgiyi uyandıran böyle bir ortamda mı bulundunuz, anne babanız, öğretmeniniz mi gösterdi, çocuklarda bu merakı uyandırmak çok kıymetli, nasıl gelişti bu merak sizde? 

Her şeyin başında ilgi. O merakın uyanması… Merak olunca peşinden bilgi geliyor. Daha detaylı araştırmaya başlıyorsunuz ama araştırma derken de kütüphanelere girip kitap okumak değil, hele bu internet dünyasında. Bizim çocukluğumuzda çevrenizde bilen insana sorardınız bu nedir, mesela en yakınınızda annenize, babanıza, arkadaşınıza yahut mahallenin abisi varsa o anlatırdı detayı, göremediğiniz şeyleri. Onun üzerine bilgileri inşa ederdiniz. Sizde merak var ise o bilgiler gelir bulur sizi. Bir anlamda ahtapota dönüşürsünüz bütün o kollarıyla…

S: O zaman bu sizde içten gelen birşeydi.

Tabii ki. Hayvanlara meraklı olan bendim evde üç kardeşten, dayıya çekmiş diyorlar, merakın üzerine bina edilen şey kalıcı oluyor. Merakın ötesinde, bir de tutku var. Yapı olarak, bağlandığım zaman o şeyi sürdürürüm. Israrcı, azimli bir mizacım var.

S:Kuş fotoğrafçılığında sizin için önemli 3 kavramdan bahseder misiniz.

İlk olarak, temel fotoğrafçılık bilgisi kuş fotoğrafçılığında da geçerli. Esas espri ışığı kullanmak. Her zamankinden daha yoğun günışığına ihtiyaç var. Gün ışığının belli saatlerde kullanımı. Güneşin açısını bilmek. Güneşi arkaya alıp kuşu aydınlatmaktan ziyade bazen güneşin karşısına geçip, ters ışıkta da çekebilirsiniz bu da bir seçimdir ama bu bilinçle yapılan bir iş olmalı. Sabahın erken saati ve güneş batmadan önceki saatler kıymetlidir. Güneşin dik geldiği saatler kuşun üstünde ışık patlamalarına neden olur bu istemediğimiz bir şey. Ayrıca kuşlar öğlen saatlerinde diğer hayvanlar gibi dinleme safhasındadır. Biz ona bitlenme zamanı deriz. Kuşların bitlerini ayıkladığı, kanatlarını düzeltip, kepeklerini ayıkladığı zamandır. Bu saatlerde aktif olmazlar. Hem de ışık olarak elverişli bir durum olmaz. Eskilerin tabiriyle kuşluk vakti dediğimiz, gün doğumundan sonraki bir, bir buçuk saat sabah güneşi için ideal saatlerdir.

İkinci önemli konu, teçhizat bilgisi, kullanacağınız objektif.


Kedimiz Suşi teçhizat nöbetinde

Portre fotoğrafçılığını cep telefonu ile de yapabilirsiniz. Kuşta ise “tele” dediğimiz uzak odaklı objektifler kullanmanız lazım. Kuş sizden uzaktadır ve sizden, kendinden farklı olan her şeyden ürker. Tele objektiflerle, yüksek odaklı lenslerle çekim yapıyoruz. Ama burada yüksek odaklı lensim var diye 1 km öteden çekim yapmayı kastetmiyoruz. Kuş portresi için maksimum çekim alanımız 20-25 metre. Detay alabilmek için tele objektifle ve kuşa yaklaşmakla mümkün. Bunun için de ortamda kuşu rahatsız edecek yadırgayıcı davranışlar yapmamak, doğayla bütünleşmek, tabiri caizse ineğin dolaşması, koyunun otlaması gibi sizin de ona yakın davranışlar sergilemeniz gerekiyor. Kuşun sizi tehdit olarak algılamaması lazım.  O zaman aranızdaki mesafeyi belli bir seviyeye düşürebiliyorsunuz. Doğaya uyum işin anahtarı. Uzaktan tele objektif sorunu çözmez çünkü atmosfer, hava da devreye giriyor.  Bahardan çıktığınız bir gün, sabah uzak mesafe çekimlerinde arada termal akımlar olur, hava bükülür. Doğa şartları, ışık önemli.


Suyun içinde su kuşları beklerken...

Üçüncü olarak, günümüz şehir insanı doğanın bir parçası değil. Doğaya çıktığında doğaya uyumlu giyinmesi, tedbir alması gerekiyor. Güneşli havada şapka, sulak alanda çekimde sivrisineklerden korunma için eldiven giyme, yüzünü tülle, cibinlikle örtme, keneden korunmak için önlem almak ta önemli.

Kışın hareketsizlik ısı kaybına neden oluyor ki, ona göre giyim, doğru uyku tulumu, suya girdiğinizde suya dayanıklı dalgıç elbisesi ve tabii ki her durumda isterse su diziniz seviyesinde olsun, her suya girdiğinizde can yeleği giymek gerekli zira bataklık riski nedeniyle balçıkta hareket edemeyebilirsiniz. Yalnızsanız, çekim yaptığınız alanın yakınında kimse yoksa bu da bir risk tabii. Ama iyi fotoğraf da bu tip noktalardan çıkıyor… Yani herkesin olduğu yerde zaten kuş ta olmuyor, iyi çekim de...

S: Çok özverili bir iş değil mi ...

Her ileri merakta benzer durum var, hangi seviyeden yaptığınızla ilgili. Hobiye girdiğiniz noktadan itibaren her zaman sizden vakit alan bir yönü var. Hobi üzerinde ciddi durulması gereken bir şey bana göre.

S: Yaşam pratiği anlamında, kuş fotoğrafçılığının günlük hayatta bir sonucu, etkisi var mıdır ?
Bir şeye yoğunlaşma, odaklanma duygusunu geliştiriyor diyebilirim yaşam pratiği anlamında.  Ne olduğu farketmez, odaklanmayı sağladığı için bir konuda başarı elde etme ya da iş yaşamında faydası olabilir belki diye düşünüyorum.

S: Uyarıcıların fazla olduğu, dikkat süresinin düştüğü günümüz yaşamında anda kalma, kendini her şeyden soyutlayarak bir işe verebilmek çok kıymetli gerçekten de.


S: Ülkemizde ve dünyada kuş fotoğrafçılığı konusundaki algı, pratik nedir, bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Bizde son zamanlarda kendine boş ama aynı zamanda değerli zaman yaratma ihtiyacı hisseden kesimin ilgi duyduğu bir alan. Büyük makinalarla alana çıkıp, meraklı bakışlar altında yapılan bir uğraş. Abi bununla ne çekiyon? Kaç metre yaklaştırıyo? Beni de çeksene vs… sohbetlerimiz oluyor alanda.


Gümüşmartı

Genel bir küreselleşme çağı yaşanıyor malum, kuş fotoğrafçılığı da etkileniyor bu süreçte. Çeşitli networkler var. Türkiye’de gözlemlenen bir kuş başka coğrafyada yaşanan bir insan tarafından gözlemlenebiliyor. Bunu biz bilgisayar ağıyla bilgilendiriyoruz. Bizim kuşların da göçlerini takip edebiliyoruz. “Kuş Bankası Derneği”, “Doğa Derneği”, “Trakus Topluluğu” var. Trakus 2000’in üzerinde üyesi olan, Türkiye’nin hemen hemen bütün ilçelerinde üyesi olan büyük bir topluluk.

S: Ne demek Trakus?

Türkiye’nin Anadolu Kuşları Topluluğu. Anadolu’da gözlemlenen kuşlar anlamında.  3-4 yıl önce, Bolu Gerede’de bir yırtıcı kuş gözlemlemiş, fotoğrafını çekmiştim ve bu fotoğrafı internette yayınlamıştım. Fotoğrafı görenler bunu Kuş Bankası’na bildirdi. Kuş Bankası’nın uluslararası network’ü sayesinde kuşun Bulgaristan’da halkalanmış bir kuş olduğunu farkedildi (halkalama, kuşun yavruyken ayağına yuvasında bir halka geçirilmesi demek). Kuş bir Şah Kartal. Bulgaristan’da doğmuş ve orada halkalanmış, kuşun göç etmediği, Bulgaristan sınırlarında seyahat ettiği düşünülürken, Gerede’de ortaya çıkması çok önemli bir bilgi haline gelmişti. O dönem, Bulgar yetkililer benimle irtibata geçtiler onlara da bir röportaj vermiştim onların ve bizim gazetelerimizde haber olmuştu.



İşte Şah Kartal Altun :-) isim babası, Gerede'den Gözlemcisi Oğuz Altun



S: Bizim yetkililer de Bulgaristan’dakiler kadar duyarlı mı?


Bizde duyarlılık daha çok gönüllü/meraklı insanlar üzerinde. Orada ise daha kurumsallaşmış görünüyor. Burada da çok iddialı olmak istemiyorum ama en azından son Av Komisyonu’nun aldığı kararlar dehşet verici nitelikte. Komisyonu “boz kaz” ve “kaşık gaga” türü kuşları av  kapsamına aldı. Bunlar Türkiye’de üreyen, sulak alan kuşları. Türleri ve sayıları da az, kuş
gözlemcilerine göre tehdit altında kuşlar.


S: Siz bir şey yapabiliyor musunuz bu duruma karşı?


İmza kampanyası başlattık, Bakanlığı bilgilendirdik. Komisyon kararları alınırken gönüllü derneklerin, toplulukların görüşleri dikkate alınmıyor. Bu çok kötü bir şey. Gözlemleyen binlerce göz var, sayı artmadı diyorsa bunlar, bir gerçek payı vardır. Yurtdışında, Avrupa ve Amerika’da daha ciddi yapılıyor gibi. Bizden daha deneyimliler. Gerçi onlar da zamanında
epey kuş katletmişler, birçok kuşu evcilleştirmişler, hatta hala devam ediyor; ama zamanla onlara saygı duymayı da öğrenmişler. O ülkelerde yaşayan insanların önemli bir bölümü aynı zamanda sertifikalı kuş gözlemcisi. Mesela İngiltere’de 2.5 milyon sertifikalı kuş gözlemcisi var.


S: Son olarak, her türlü imkanın elinizin altında olduğunu düşünsek, bu konuda gerçekleştirmek istediğiniz hayaliniz nedir?


Eskiden kar baykuşu için Kanada’ya, egzotik kuşları çekmek için Endonezya ve Yeni Gine’ye gitmek hayallerim vardı. Son yıllarda bu hayallerimin hepsi gitti. Şu anda, yurtdışında herhangi bir yerde kuş fotoğrafı çekmek gibi bir merakım, isteğim yok. Çevremdeki kuşları izlemek, onları gözlemlemek beni yeterince tatmin ediyor. Onların güzelliğinin daha bir farkına vardım.

S: Kuşun görsel güzelliğinin insanı çarpmasından öte onun kuşluk hali daha etkileyici geliyor size o zaman.
Evet öyle de denilebilir. Bir de, çevremdeki sulak alanların daha iyi hale getirilmesi, temiz tutulması, korunması amacı beni daha çok heyecanlandırıyor. Kuşların yaşam alanlarının giderek daralmasıyla içimde acıma duygusu artıyor, sürdürülebilirlik nasıl sağlanabilir, esas olarak şu andaki kaygım bu.

S: Kuşlar ve fotoğrafçılık ile ilgili duygularınızı samimiyetle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

Meraklıları için faydalı linkler

www.oguzaltun.com

http://ebird.org/content/turkey/

http://www.greenbalkans.org/en/A_Bulgarian_Eaglet_decided_to_winter_in_Turkey_An_Imperial_Eagle_marked_in_Bulgaria_was_photographed_in_Turkey_-p4358

http://www.dogadernegi.org/

http://www.trakus.org

http://www.ornitofoto.org/

http://okgt.blogspot.com.tr/

http://www.birdlife.org/

http://www.birdforum.net/

2 yorum :

  1. Emeklerinize sağlık keyifle bir solukta okudum selam ve saygılarımla
    Alparslan Ünal

    YanıtlayınSil
  2. Teşekkür ederim Alparslan Bey görüşünüz için,beğendiğinize sevindim,selamlar.

    YanıtlayınSil