17 Aralık 2019 Salı

"Yalnız Olmadığımızı Bilmek için Okuruz".. Kitap Kulüpleri ve Bir Pırlanta olarak SUAT DERVİŞ




Hayatın bitmeyen değişimine ayak uydurmak ve büyümek zorunda olduğumuzu bilir, bir yandan da, ardımızda kalan güzellikleri içimizden uğurlarken zorlanırız. Sözgelimi biten bir aşk, aşkın bitmeyeni var mıdır? İnanmıyorsanız, Charles Aznavour'u -aşk bir gün gibidir, gelir ve gider (1) şarkısında dinleyin. Evladınızın mazide kalan bebekliği, gençliğiniz, güzelliğiniz, anne babanızın güven veren varlığı, eski dostlar, bazen sağlığınız ve hatta tüm varlığımız geçicilikle malül...

Artık bir rüya misali geri getirilemeyecek ve "geçmiş" sıfatını kazanmış bu anları zihnimizde canlandırmak bazen de anlamlandırmak için müzik, şiir, edebiyat insana iyi geliyor, yalnız olmadığımızı bildiriyor bize. "Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz". Bu cümle, Antony Hopkins’in başrolünü oynadığı 1993 yapımı ve Narnia Günlükleri kitabının yazarı C.S. Lewis’in hayatını anlatan “Shadowlands, Gölge Topraklar” isimli filmde geçiyordu. İz bırakan, paylaşılmadan durulamayan cümlelerden biri işte. Sanat, okumak yalnız olmadığımızı bildirmekten öte yaşanmışlıkları, hakikati, duyguları enine boyuna didikleyen bir hesaplaşma, insan eliyle bir yeniden yaşama lüksü sanki. Geçmişin tortusu, özlem, yara, hüzün neyse artık sanata havale ediverelim iyisi mi... Şaka bir yana, kendi adıma, tercihim edebiyat, iyi roman, iyi öykü.

Okumaktan keyif almak güzel de, bazen de öyle oluyor ki, bitirdiğiniz kitabı kenara koyup, unutuvermek değil karakterleri, olayları, yazarı tartışmak istiyor insan.  Son zamanlarda okumayı ciddiye alan, kitaplarıyla hemen helalleşemeyen benim gibilerin "kitap kulübü" fikriyle toplandıklarını duyuyorum sık sık. Okuduğunuz yazıyı da, Suat Derviş’in “Kendine Tapan Kadın” adlı eseri için yapılan bir kitap kulübü toplantısına katılmamın ardından kitap kulübü fikri üzerinde düşünmek, sadece kitabı değil, yazarı da keşfetmenin heyecanını paylaşmak için yazıyorum. 

Suat Derviş'e ve kitaba geçmeden, kitap kulüpleri hakkında birkaç söz... bu tür bir toplantıyı ilk kez bir filmde görmüştüm. Filmde bir grup kadın, Gustave Flaubert’in Madam Bovary’sini konuşuyor, Madam Bovary karakterini tekrar tekrar yaşatıyordu adeta. Kabul günü gibi yapılan geleneksel toplantıların yanında, bugün sosyal medyadan yürütülen online/çevrimiçi kitap okuma kulüpleri de var. Hatta Amerikalı ünlü televizyon yıldızı Oprah Winrey, 1996'da başlattığı kitap kulübünü Kasım ayında Apple Tv'den yayınlanacağını duyurdu sevenlerine. İnsanın iç dünyasında gerçekleşen, kişisel, yalnız, edilgen bir faaliyet olarak görülen okumanın daha sosyal bir bugünü, geleceği var demek ki. Herşeyin daha hızlı ve daha çok tüketildiği, iletişimin sanallaştığı günümüzde, kitap kulüpleri birebir insani iletişimi yaşatması, aynı zamanda bir yavaşlama, zamanı genişletme çabası olarak da dikkat çekiyor.

Her okurun okuduğu metne dair kendi beklentileri, görüşleri, tecrübeleri olduğunu düşünürsek, bir kişinin okuması diğerine uymaz diyebiliriz. Kitap toplantıları, aynı metinden ne kadar çok, farklı anlam türetilebileceğini görmek için ilginç olduğu kadar, hayata uyumumuzu kolaylaştırıp, esneklik kazandırmak bakımından da ayrıca verimli olabilir.

Suat Derviş kimdir konusuna gelirsek, eğitimli bir Osmanlı ailesinin kızı olan Suat Derviş, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin önde gelen gazetecilerindendi. 1921 yılında, çocuk denecek yaşta ilk kitabı "Kara Kitap"ı yayınladı. En bilinen eseri “Fosforlu Cevriye”dir. Yazdığı otuza yakın roman, birçok hikaye, makale ve çevirileri ile üretken bir yazardı ve eserleri hayattayken yabancı dillere çevrildi. Kadın, toplumsal cinsiyet ve toplumsal gerçeklik konularında yazdı, daha güzel bir ifadeyle "tutku öyküleri ile toplumsal gerçekçi öğeleri bütünselleştirmede ustadır."(2) 1930’dan itibaren Kadınların mitinglerine katılır, Serbest Fırka’dan Nezihe Muhittin ile birlikte belediye seçimlerinde aday olur. Bu arada Resimli Ay’da Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Peyami Safa, Sadri Ertem ve Nizamettin Nazif birlikte çalışır. Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmaları vesilesiyle Uluslararası Kadınlar Birliği, 12. Kongresi’ni 1935’te İstanbul’da düzenler. Suat Derviş kongreye katılan yabancı delegelerle “Dünya Feministleriyle Görüşmeler” başlığı altında röportajlar yapar ve bu röportajlar Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır. Suat Derviş in kişiliği ile yazarlığını özdeşleştiren “kendisinin bilincinde olan, aklını olduğu kadar duygularını da önemseyen, kendine güvenli ve çizgi dışı olmaktan korkmayan” bir kadın olduğu, “insanlığa ve kadınlığa ilişkin düşlerini, ideallerini, romanlarına yansıttığı" ifade edilmiştir. (3)


Suat Derviş -  1905-1972
  



1934 yılında Galatasaray Lisesi Öğrencileriyle (4) 

Virginia Woolf, 1929 yılında yayımlanan Kendine Ait Bir Oda (A Room of One’s Own) kitabında, “Yazı yazmak isteyen bir kadının parası ve kendine ait bir odası ve de boş zamanı olması” gerektiğini vurgulayıp kadın ve edebiyat ilişkisini tartışmaya açtığında; Suat Derviş hali hazırda yedi roman yazmış yaşamını yazarlıktan ve gazetecilikten kazanan bir kadındı. Kuşkusuz, Woolf’un ataerkil toplumun kadına ve erkeğe eşit tarihsel, ekonomik ve toplumsal koşullar sunmadığı bir dünyada kadınların kurmaca eser üretmede Shakespeare’in başarısını yakalayamadığı tespiti yerindedir ve özellikle kadın edebiyatı ve feminist edebiyat eleştirisi açısından dönüm noktasıdır.(5)

Aile geçmişinin sağladığı imkanların yanında, yeteneği ve emeğiyle 1900lerde varolan Suat Derviş'in edebiyatını ve kendini inşa etme cesaretini yazarken, kadınların bugün güvenlik, yaşam hakkı temelinde ağır şiddete maruz kalmasını nereye koyacağız bilemiyorum... yaşanan vahim olaylar karşısında, aile, eğitim, hukuk her yönden kadının güçlendirilmesi sadece kadının değil tüm toplumun ihtiyacı..., kadınlar "baştacımız" olduğu için değil, "birey" olduğu için.



"Kendine Tapan Kadın"

1947'de Gece Postası gazetesinde tefrika edilen yani bölüm bölüm yayınlanan eser,
2018'de İthaki Yayınları tarafından ilk kez kitap olarak basılmış.

Suat Derviş tüm üretkenliği ve sıradışı başarısına karşın, edebiyat ve akademi çevreleri dışında bugün yaygın tanınan, değeri teslim edilmiş bir isim mi emin değilim.., bir unutulmuşluğa uğramış sanki. Kitabın Selim İleri tarafından kaleme alınan "Unutulmayacak Bir Roman" başlıklı önyazısına da bu duygu hakim gibi.

Kendine Tapan Kadın, karakterlerin hikayeleri (başta Etyemezli Sara'nın Et Kralı Nurullah Yurdakul ile izdivacına giden yolu), insanlık halleri, sevebilmeye, aşık olmaya, olamamaya ve para ile ne denli "sınıf" atlanabileceğine dair üslublu, keyifli bir dil sunuyor. Ara ara gülümseten kara mizahı da unutmamalı.

Konuya daha fazla girmektense, düşündürdüğü birkaç soruyu yazmayı tercih ediyorum.

- Sevme yeteneği "sevgi cevheri" kişinin ruhunda, kalbinde olan bir öz müdür yoksa çocukluk yaşantıları gibi etkilerle mi gelişir ?

- Günümüzde paranın gücü, toplumsal hareketlilik, sınıfsal aidiyet meselelerini ne derece çözmüştür?


son söz

İyi okuyabilmek için okurun bir mucit olması gerekir.., zira yaratıcı yazım kadar, yaratıcı okuma da vardır.
Ralph Waldo Emerson
(şair-yazar-düşünür)

One must be an inventor to read well . . . There is then creative reading as well as creative writing. 

Ralph Waldo Emerson
poet, essayist, and philosopher


KAYNAKÇA

(1) Charles AZNAVOUR, L’amour c’est comme un jour
https://www.youtube.com/watch?v=qGDX5LQAaTM
(2) Erendiz ATASÜ
(3) Fatmagül BERKTAY
(4) Serdar SOYDAN, Suat Derviş'in Gözleri
https://t24.com.tr/k24/yazi/suat-dervis-in-gozleri,2207
(5) Doç. Dr. Şehriban KAYA, "Suat Derviş’in Romanlarında Kadın Karakterler"
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/568829

(6) Günseli SÖNMEZ İŞÇİ: "Yıldızları Seyreden Kadın: Suat Derviş Edebiyatı"
https://medium.com/okuryazartv/g%C3%BCnseli-s%C3%B6nmez-i%CC%87%C5%9F%C3%A7i-y%C4%B1ld%C4%B1zlar%C4%B1-seyreden-kad%C4%B1n-suat-dervi%C5%9F-edebiyat%C4%B1-7cd301621faa

0 yorum :

Yorum Gönder