14 Eylül 2018 Cuma

HEM AKILLI HEM DUYARLI BİR GİRİŞİMCİLİK ÖYKÜSÜ... EVREKA RÖPORTAJI



SORU: Resimdeki çöp konteynerinin başındaki kişi ne yapmaya çalışıyor ?

CEVAP: Konteynerin içine yerleştirilen bir sensör*/algılayıcı, konteynerin doluluk seviyesini ölçecek, buradan alınan veri, şehrin diğer bölgelerindeki çöp konteynerlerindeki sensörlerden toplanan doluluk verileriyle birlikte, o gün için "akıllı atık toplama rotası" oluşturmada kullanılacak. Ardından, belediye görevlileri, atık toplama araçlarında direksiyon başına geçtiklerinde, önce navigasyon cihazına gözatıp, algoritma yani teknolojik reçete yardımıyla oluşturulan akıllı, verimli rotayı takip ederek, yalnızca toplanması gerekli konteynerlerde duracak, zaman ve enerji tasarrufu sağlayacak... 

Kulağa fütüristik bir senaryo, dilek gibi gelen bu tasarım, ülkemizde ve dünyada kullanılıyor. Üstelik bu teknolojiyi üretip, dünyanın başka şehirlerinde de hayata geçiren, yurtdışına ihraç etmeyi başaran da, yine ODTÜ Teknokent'ten bir teknoloji şirketi, Evreka...

Memleket olarak karnemizin zayıf olduğu atık ya da günlük dildeki çöp konusunda, "yenilikçilik", "teknoloji" kanadıyla iç açan, umut veren Evraka'nın hikayesini öğrenmek için kurucularından Mert Barutçu ile yaptığım tele, uzaktan söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

Akıllı atık toplama sistemlerinde uzmanlaşmış, "akıllı şehirler yaratan" Evreka ile yolumun kesişmesinin bir değil, iki sebebi var. Söyleşi öncesi, onu da not düşmek isterim. Birincisi, 2018 yılının başından beri ailemde, işyerinde, sonra da sosyal medyada yaygınlaştırmaya çalıştığım, yürüyüş, koşu, spor esnasında çevredeki çöpleri toplama yani temiz çevre, sağlıklı toplum amaçlı ÇöpFit** hareketi.  ÇöpFit yaklaşımını geliştirmeye çalışırken, sürdürülebilirlik, geridönüşüm, plastik gibi konularda duyarlılığınız, algınız artıyor.  İkincisi, yaşadığımız zamanlarda teknolojijnin hayatın her alanını dönüştürücü etkisini anlamaya, yazmaya çalışırken, görüp öğrendiklerimden etkilenmem. Aslında, teknolojik bozulma, kesilme diye anılan bu olgu ile iklim değişikliğinin etkileri, sürdürülebilirlik konuları gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm toplumların ortak meselesi.  Küresel konular.  Kayıtsız kalmak, bihaber olmak mümkün değil.  Hal böyleyken, teknolojinin, büyüyen şehirlere, problemlere nasıl çareler üretebileceği konusunda geçtiğimiz aylarda izlediğim The Economist dergisinin "Teknoloji ile Şehirleri Dönüştürmek - Transforming cities with technology"Filmi***, bu ilişkiyi kavramak bakımından epey faydalı hem de iz bırakıcı oldu.  Film'deki örnekleri çağrıştıran, şehirdeki çöp sorununa yenilikçi, çözüm örneğinin, Ankara'da da geliştirildiğinden haberdar olmak, benim için de bir -Evreka anı oldu, o nedenle bu söyleşiyi yapmak istedim.   


SSK: Atık (çöp) üzerine çalışma fikri nasıl gelişti?

MB. Fikir bir takıntıdan doğdu diyebiliriz. 2014 sonbaharında CEO’muz Umutcan Duman’ın ODTÜ’de atık toplama kamyonlarını izlerken, sürecin ne kadar verimsiz olduğunu fark etmesi üzerine, ODTÜ’den dört mühendis arkadaş, bu sorun üzerine düşünmeye başladık ve buna nasıl bir çözüm üretebileceğimizi düşünürken, sorunun kaynağına inmeye karar verdik.

Mehmet, Berkay, Umutcan ve ben, zaten ODTÜ’den tanışan dört mühendis arkadaştık. Bir anda kendimizi geceleri atık toplama kamyonlarını takip ederken bulduk. Daha sonra Ankara merkez ilçe belediyeleri ve atık toplama şirketleri ile görüştük ve bu analiz sürecinde sorunun sandığımızdan daha büyük ve önemli olduğunu fark ettik.

SSK. Akıllı atık toplama sisteminizin nasıl çalıştığını anlatabilir misiniz. Bir de ne kadar yaygınlaştı, nerelerde uygulanıyor?

MB. Geliştirdiğimiz sensörler ile konteynerlerin doluluk seviyelerini ölçüyor ve şehrin dört bir yanındaki konteynerlerden topladığımız bilgilerle de günlük akıllı toplama rotaları oluşturuyoruz. Bu rotaları, atık toplama araçlarının sürücülerinin kolayca kullanabileceği navigasyon cihazlarına aktarıyor ve bu sayede de sürücülerin, bu verimli rotaları takip etmesini ve yalnızca toplanması gerekli konteynerlerde durmasını sağlıyoruz. Oluşturduğumuz verimli rotalar, zaman ve enerji tasarrufu sağlarken, CO2 emisyonunu düşürmekte ve atık toplama maliyetlerini de %55'e kadar azaltıyor.

Şu anda, Türkiye’de akıllı atık toplama sistemlerinde sektör lideriyiz. Tuzla, Başakşehir, Selçuklu ve Nevşehir Belediyelerinin de aralarında bulunduğu birçok belediyenin atık yönetim süreçlerini daha iyi ve daha az maliyetle yönetmelerine yardımcı oluyoruz. Hali hazırda pazarlarında bulunduğumuz Hindistan, Dubai, Rusya, İsviçre, Almanya, Fransa ve bir ay içerisinde hizmet vermeye başlayacağımız Abu Dhabi, İsrail ve ABD’de de varlığımızı güçlendirmek ve bu ülkelerin arasına Portekiz’i de eklemek istiyoruz.

SSK. Belediyelerin yeni iş yapma usullerine, teknolojiye uyum becerisini nasıl buluyorsunuz?

MB. Bahsettiğim gibi, şimdiye kadar birçok vizyoner belediye ile çalıştık. Birçoğu da teknolojiye umduğumuzdan çok daha sıcak bakıyordu. Biz de, önce sağladığımız eğitimlerle, 7/24 ulaşabildikleri destek hattımızla ve teknik servisimizle, müşterilerimizin bu entegrasyon sürecini sorunsuzca geçirebilmelerini sağlıyoruz. Aslında bu sayede, daha önce teknolojiyle pek de içli dışlı olmamış birçok belediye, kolaylıkla sistemlerimizi benimsedi ve kullanmaya başladı. Şimdilerde ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu Sıfır Atık Projesi ile, tüm belediyeler çok daha hızlı aksiyon alıyorlar.

SSK. Hızlı kentleşme, şehirlerin kapasitesinin çok üzerinde yaşam alanlarına dönüşmesi ile yalnız ülkemizde değil dünyada da çöp, plastik, katı atıkların geri kazanılması büyük bir sorun haline dönüştü. Sıfır atık, daha baştan sorumlu tüketim, paylaşma ekonomisi gibi yaklaşımlara tanık oluyoruz. Nesnelerin interneti teknolojisi ile geliştirdiğiniz akıllı atık toplama sisteminin yanısıra atık yönetimi alanında halihazırda ya da gelecekte teknolojinin bu alana katkıları hakkında neler söyleyebilirsiniz.

MB. Sizin de söylediğiniz gibi, çok tüketirken az üretiyor ve içinde bulunduğumuz doğada bıraktığımız etkileri çok az düşünüyoruz. Ürettiğimiz atıkların toplanması bile doğada daha fazla atık üretilmesine sebep oluyor. Teknoloji, bu noktada ekolojik tahribatımızı minimuma indirmek ve sürdürülebilirliği sağlamak için çözümlere zorunlu olarak dahil edilmesi gereken bir araç. Vatandaşa erişebilmek, onların talep ve geri bildirimlerini anında alabilmek artık teknoloji yoluyla çok daha mümkün. Bu sayede de, sorunlara daha hızlı yanıt verilebiliyor ve verimlilik artırılabiliyor.

SKK. Birlikte çalıştığınız belediyeler, atık toplama sistemlerinden gelebilecek ne türlü talep ve geri bildirimler sistemi daha iyi hale getirebilir ?

MB. Aslında sistemimiz tamamen kullanıcı deneyimi odaklı. Dolayısıyla, müşterilerimizin sistemden beklentileri ve önerileri, onlar için en doğru hizmeti sağlamamız yolunda en önemli faktörler. Örneğin, her belediyenin ekipmanları, atık toplamaya ayırabildiği kaynaklar, sistemimizi kullanma şekilleri değişiyor. Dolayısıyla, ancak onlardan sık sık geri bildirim alarak onlar için kusursuz bir hizmet sağlayabiliyoruz. Bu sebeple de, 7/24 ulaşılabilir olmaya ve onlarla sık sık iletişim kurmaya çok önem veriyoruz.

SSK. Geçen yıl start-up, sosyal girişimcilik ödülleri aldınız. Ülkemizdeki girişimcilik ortamı, kültürü hakkında ne söylemek istersiniz? En çok hangi alanlarda sıkıntı yaşanıyor ya da fırsatların olduğunu düşünüyorsunuz.

MB. Türkiye ekonomik olarak çok büyük bir ülke. Girişimcilik ekosistemi de bu oranda bir hayli büyük. Bu durum beraberinde avantaj ve dezavantajlar getiriyor. Büyük bir ekonominin ve kültürel zenginliğin olması elbette beraberinde büyük ticari fırsatlar getiriyor. Fakat bir yandan da çok yerel odaklı düşünmeye sevk ediyor girişimleri. Yurtdışında özellikle de Avrupa’da genellikle nüfuslar, ülke ekonomileri ve kültürler, daha ilk günden global fikirler doğurma çabasına itiyor bireyleri. Ülkemizdeki genç yeteneklerin de bu bilinçle çalışması, hedeflerini her zaman en yükseğe koymaları gerektiğini düşünüyorum.

SSK. Yenilikçi fikirlere dayalı bir sektördesiniz, birlikte çalışacağınız insanları seçerken, neye dikkat ediyorsunuz?

MB. Araştırmacı bir kişiliğe sahip olmaları aradığımız en önemli özelliklerden biri. Sektördeki son gelişmeleri, yenilikleri ve trendleri takip ediyor olmalılar. Öğrenmeyi seviyor, kendini ve ekibimizi geliştirebiliyor olmalılar. Tabii, yarattığımız bir şirket kültürü var; birlikte çalışacağımız kişilerin Evreka ekibine uygun olması çok önemli. Buna ek olarak, ekibimizdeki herkes daha temiz, daha yeşil ve daha sürdürülebilir bir dünya yaratabilmek için çalışıyor. Dolayısıyla bizimle çalışacak kişilerin farkındalığının yüksek olmasını bekliyoruz. Çevresine karşı duyarsız olmayan ve herkes için daha güzel bir gelecek bırakmak isteyen takım arkadaşları arıyoruz.

SSK. Evraka’nın değerlerine değinmişken sürdürülebilirlik, çevre duyarlılığı konusunda içerik hazırlayan Sıfır Atık websitesiniz (www.sifiratik.co) öğrenme, farkındalık, yenilikleri takip etmek için çok faydalı. Bu çabanız hakkında ne söylemek istersiniz.

MB. Sıfır Atık, aslında Evreka tarafından kurulmuş bir danışmanlık şirketi. Sıfır Atık olarak amacımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın başlattığı Sıfır Atık Projesi kapsamında, kamu kuruluşları, belediyeler, sağlık kuruluşları, terminaller, eğitim kurumları, askeri tesisler ve AVM’ler başta olmak üzere diğer firma ve işletmelere proje süreci içerisinde ve sonrasında destek olmak.

Bu doğrultuda, uçtan uca çözüm öneriyor, gerekli teknik ekipmanları sağlıyor, proje ile ilgili alan ve etüt çalışmaları yapıyor, bireysel eğitim setleri ve çalışanlara verilen kurslar ile eğitim desteği oluşturuyoruz.

Tabii bunların yanında, bireylerde bir değişim yaratabilmek de, kendimize edindiğimiz en önemli misyonlardan. Dolayısıyla, Sıfır Atık blogumuzda her gün, okuyucularımıza sıfır atık konusunda bilgilenebilecekleri içerikler üretiyoruz. Herkese de yazılarımızı takip etmelerini tavsiye ediyorum. Tek bir tüketim alışkanlığınızdaki değişikliğin, dünyamız için ne derece fark yaratabileceğini öğrendiğinizde çok şaşırıyorsunuz.

SSK. Son olarak sizinki gibi başarı hikayelerine öykünerek çalışma yaşamına atılacak gençlere tavsiyeniz ne olur.

MB. Gençlere tavsiyem olabildiğince gözlem yapmaları. Gözlem, araştırmayı getirir, araştırma bilgiyi ve bilgi de farkındalığı. Bu şekilde olası kötü deneyimlerden kaçınabilirler. Bir taraftan da hep akıllarında bulundurmaları gereken bir konu, hayata başlangıç döneminde hata yapmak diye bir şey olamaz. Bu deneyimler sadece gelecekte elde edeceklerimiz için bir yatırımdır. Bu nedenle, korkmadan, cesurca, gözleme dayalı deneyimlerini yaşamakta özgür olmalarını tavsiye ederim.

SSK.  Teşekkür ederim.

***

Akıllı şehirler kurmak, teknoloji geliştirmek bir yana, insanların da bu teknolojiyi kullanacak beceri donanım ve duyarlılığa sahip olması ile puzzle tamamlanıyor anladığım kadarıyla.  Birleşmiş Milletler'in 150 ülkede aynı günde gönüllü çevre temizliği yapma çağrısını da, bu duyarlılığı besleyen bir girişim olarak görmek lazım belki.

15 Eylül 2018 Dünya Temizlik Günü (https://www.worldcleanupday.org/) için Evreka ve ÇöpFit'in Nallıhan Kuş Cenneti'nde ve Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı'ndaki etkinlik duyuruları...






* Sensör: İnsanların yerine çevremizdeki fiziksel ortam (sıcaklık, basınç, uzaklık vb.) değişikliklerini algılayan cihazlara “sensör” denir. Bir diğer adı da algılayıcılar yani duyargalardır. Fiziksel ortamla elektrik – elektronik cihazları birbirine bağlayan bir köprü görevi görürler. İlk olarak 1987 yılında “Steinel” tarafından kullanılan sensörün 1987 yılındaki üretilme amacı aydınlatmaydı. Şu an ise sensörler bize enerji harcatmamak için birçok problemin üstesinden çabucak geliyor. 

** http://yasamboyuogreniyorum.blogspot.com/2018/04/plogging-mi-copfit-te-olur.html

*** Dünyanın dijital sinir sistemi de denilebilecek sensörlerle yaşanan değişimi anlatan "Teknoloji ile Şehirleri Dönüştürmek - Transforming cities with technology" filminden örnekleri, dakikaları ile aşağıda meraklılarına yazıyorum.


1.29. Güney Kore'nin başkenti Seul'de, toplanan anlık verilerle şehrin tüm ulaşım ağı takip ediliyor ve kullanıcılarla devamlı paylaşılıyor.  Sadece ulaşım değil, meyve sebze fiyatları, evine kiracı arayanlar neredeyse herşey... veriler toplanıp, paylaşılıyor.

8.16 Kenya'nın başkenti Nairobi'de, bir startup firma, anlık bilgi ile şehirdeki hasta ve ambulans kaynağını eşleştirerek, olmayan merkezi ambulans koordinasyon sistemini kuruyor.

12.10 Boston, ABD'de, MIT Senseable City Lab, problemleri ortaya çıkmadan öngörme gibi yenilikçilik'te başka bir seviyeyi tanımlıyor.  Geliştirdikleri Robot Luigi ile şehir kanalizasyonlarından topladıkları örnekleri ayrıştırarak, elde ettikleri veri ile halk sağlığı için ilaç kullanım alışkanlıkları gibi muhtemel sorunları öngörüp, bu bilgileri ilgili kurumlarla paylaşıyor.

16.54  Boston, ABD'de şehri dolaşan çöp kamyonlarındaki ısı ve nem sensörleri, termal kameralar ile toplanan çevresel veriler ile binaların enerji verimliliği, hava kalitesi kontrol ediliyor.


2 Eylül 2018 Pazar

GÜRCİSTAN NOTLARI...YOLCULUĞA ÖVGÜ





Takvimlerin oyunu ile ara ara milletçe tecrübe ettiğimiz uzun "bayram tatili" ya da programlı "küçük göç"'ümüz esnasında, bu yıl Gürcistan'a gitmek kısmet oldu. Yalnızca başkent Tiflis ya da sevilen tatil şehri Batum değil, Kafkas sıradağları eteğinde Svaneti bölgesindeki Mestia ve Zugdidi'de de (yazımı da okunması kadar zor) bulunduk. Seyahatimizin asıl amacı dağı, ormanı, buzulları ile bozulmamış Mestia bölgesinde doğa yürüyüşü yapmaktı. Seyahat, gezi yazıları yazmasam da bu sefer gezinin izlerini siber alemde kayda geçirmek istedim. 

  "Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır."  

sözüyle Gabriel Garcia Marquez "Anlatmak için Yaşıyorum" adlı eserinde içindeki yazı cevheriyle yaşamını temize çekmiştir adeta. İnsanın kendini ifade etme ihtiyacı, sadece büyük yazarlara, şairlere özgü değil. Deneyimin coşkusu ile bugün sıradan faniler de yaşantılarını, yolculuklarını yazılı ya da çoğunlukla görsel anlatıya dökmek için yarışıyor. Paylaşmak için teknik olanaklar da çeşitli. Misal Instagram'daki bir "#birresimbinsözcüğebedeldir" başlığı ile de konu hızlıca kotarılabilir. Fazla dağıtmayım, ben de bu kontenjandan bir tür gördüklerimi, yaşadıklarımı düzenleme çabasına girerek bu yazıya giriştim. Gürcistan'da ne yenir, içilir, nerede kalınır, ne yapılmadan dönülmez gibi önemli pratik konuları araştıranlar için çok verimli bir okuma olmasa da önden hazırlıkla gezide yaşanacakları çerçevelemek yerine, gözünü yüreğini bulunduğu yere açan, aramadığı güzellikleri bulmaya razı olanlara belki bir katkısı olabilir. 

Avrupa'nın balkonu diye bir tabir varmış Gürcistan için kullanılan... ilk durağımız Tiflis'in tarihi şehir merkezi, mimari kimliğine, geçmişine sahip çıkmış evleri, büyük meydanlardaki iddialı yeni modern yapıları, Ortodoks kiliseleri, cıvıl cıvıl temiz cadde ve sokakları ile Avrupa'da bir şehir özellikle doğu Avrupa hissi veriyor. Diğer yandan, Türk, Azeri, Arap, Ermeni turistler, iş insanları, Kafkas kültürü ve Sovyet geçmişi ile özgün bir karakteri var şehrin. 

Gezerken rastladığınız heykel çeşitliliği, alt geçitlerinde, mahallelerinde bolca görülen başarılı grafittileri, meşhur kukla tiyatrosu, sokak müzisyenleri, ressamları ile ilk bakışta sunduğu canlı kültürel ortamı sevdim. Tiflis, Pazar günü gezindiğimiz bit pazarındaki antikalar, resimler, Sovyet döneminden kalma türlü eşya, Gürcistan'ın Gori şehrinde doğan Stalin için yapılmış hediyelikler arasında sakin bir Pazar sunuyor ziyaretçilerine.



Kura nehri çevresinde kurulan Başkent Tiflis'e Narikala Kalesi'nden bakış




-Tiflis'in karanlık altgeçitlerini aydınlatan grafitti'ler-

Gürcistan'a gider gitmez ilk dikkatimi çeken şeylerden biri kesinlikle alfabeleri oldu.  Tabelalarda her yerde kullanılıyor, latin harfleri ile altta.  Kiril'e benziyor ama daha yumuşak hatlı, minimalist... 


Gürcü Mkhedruli alfhabesi (მხედრული)

Dünyada kullanılan eski 14 alfabeden biriymiş. Belli ki bununla çok gururlular.  Batum'da 2012'de açılan Mucize Parkı'nda, altta resimde gördüğünüz temsili DNA zincirine aşağıdan yukarı doğru harflerin işlendiği 130 metre yüksekliğinde metal Alfabe Kulesi yapılmış.  Kelime insanı olunca, 130 metre yüksekliğindeki böyle ayrıntılar gözünüzden kaçmıyor.


Alfabe Kulesi

Şehirden, harflerden, insana gelirsek... Kadınlar dikkatimi çekti. Pazar günü kiliselerde kendini samimi ibadete vermiş her yaştan kadın. Dışarıda çalışma hayatının her yerindeki kadın. Kimisi baştan aşağı siyahlar içinde. Özellikle yaşlılar, bu bir gelenekten ötürü belli, bir arkadaşım eşini kaybedenlerin böyle giyindiğini söyledi... sonra Türkiye'ye gelip çoğunlukla bakıcılık yaparak ailesine para gönderen binlerce Gürcü kadın... Bu sezgisel konuyu tarihten tartışmasız bir örnek ile tabii ki Kraliçe Tamar ile tamamlayalım. 


Gürcistan Kraliçesi Tamar (Paul Fearn/Alamy Stock Photo)

12. yüzyılda "Kraliçe Tamar" Gürcistan'ı en geniş topraklara ve refah seviyesine ulaştırmış, halkı onu çok sevmiş ve Kral Tamar olarak anılmış. Şaşırdım mı, hayır...


Zugdidi'de sabah bir kafe'de televizyon haberi izliyorum... yine güçlü bir kadın, Almanya Devlet Başkanı Angela Merkel Gürcistan'da


Örgü ören Gürcü kadını Gürcü Lari'sinin üzerinde


Güzel bir desen-hikaye


Narikala Kalesi'nin en güleryüzlü Kadını
resim: Mehmet Badi, "Yol Tepen" Gezgin, Rehber 

Gelelim Gürcistan'ın kuzeyinde Rusya sınırındaki Kafkas dağlarının güney eteklerinde yer alan Svaneti bölgesine. Ülkenin yerleşim yerlerine uzak, dağlık bölgesine ulaşım zorlu ama tüm dünyadan uzak, ücra demeyen, "dağların arkasında dağlar vardır"* diyen, dağcı, doğa yürüyüşü meraklılarını çekiyor. Svaneti dağ yürüyüşü için önemli bir bölge, 722 km uzunluğunda, 33 işaretli yürüyüş güzergahı var. 

Yalnız görkemli dağları, coşkun akan nehir, şelalesi ile değil Mestia, Svan halkının düşmandan korunmak için kullandığı, ortaçağda 9-12.yüzyıllarda yapılmış bu güne erişmiş gözetleme kuleleri ile de mimari estetik, zenginlik sunuyor göze. Kulelerin ışıklandırılmış hali geceye de ayrı bir anlam katıyor. Bölgede yürüyen dünya milletlerinden ayrı ülkemizden de Adana, Ankara, İstanbul ve Fethiye'den kopup gelmiş yurttaşlarımızı görüp dağda bayramlaştık.



Svaneti Gözetleme Kuleleri

Mestia'da gözle görülür bir turizm hamlesi var. Yeni yapılan kayak otelleri, guesthouse olarak anılan gayet konforlu, çok sayıda aile işletmesi ile önümüzdeki yıllarda daha bilinen bir tatil beldesi olmaya aday. Neyse ki biz yollarında Hindistan'dan daha çok ineğin ve başlarını sallayarak gezen sokak domuzlarının dolaştığı doğal halini görebildik. Bu kısım şaka yollu ve iltifat niyetine yazılmıştır.

Mestia'da kaldığımız sürede, Kafkas dağlarının zor tırmanılır zirvelerinden olarak bilinen Ushba dağı eteklerinde Shdugra Şelalesi'ne, Chalaadi Buzullarına ve Koruldi Gölüne yürüyüşlerimiz oldu. Yürürken size eşlik eden yalnız dağların görkemi, yanı başınızda çağlayan nehir, binbir çiçek, bitki değil aynı zamanda beraber yürüdüğünüz insanların enerjisi. Yol arkadaşlarım arasında kendisine "Yol Tepen" adını veren gezgin rehberler, güzel bir kare yakalamak için tüm yürüyüş boyunca ağır makinesini bir an bırakmayanlar, espri ve fıkralarıyla yola renk katan enerjik insanlar vardı. "Doğaya katıştırılmış insan" tanımı vardır sanat için, doğa ve insanın etkileşiminde, yol arkadaşı her zaman önemlidir.


-Ushba Dağı eteklerinde bir Sovyet kamyonu gezer-

Buzul görmek te ayrı bir deneyim, ilk oldu. Chalaadi buzulları için yürüyüşe Mestiachala nehrinden başlıyorsunuz, HES, hidroelektrik santral yapımı ile vadi maalesef bir inşaat alanı olmuş. Buzulların şıp şıp eridiğine şahit olurken yörenin insanı şoförümüz Rezo, buzulların son iki yıl içinde gözle görülür deredece gerilediğini yani hızla eridiğini söyledi.


Chalaadi Buzulları erirken...


buzullara yürüyorum videosu için

Mestia'da, Dağların Kaplanı lakaplı, ulusal kahraman, dağcı Mikhail Khergiani'nin Müze haline getirilen ev de ziyaret edilebilir.


"Papakhi" isimli yün şapkalar, Kafkas dağlarının dondurucu soğukları için bir de cesur rehberimiz Didem Demirkazık (Arion on Road) için

Ahlat ağacının altına yanımıza gelen dağların asıl sakiniyle  



İnişe Geçiyoruz...
resim: Berrin Özer



Güzel Atlar Ülkesi
resim: Berrin Özer 


Sana Dün bir Tepeden Baktım Mestia !


Koruldi Gölü - rakım 2740 metre
varmaya herkesin nefesi yetmeyebilir!

Drone fotoğrafçılığı ile yapılan nefes kesici Gürcistan görüntüleri, Grup Destan'dan cilveloy nanayda, Gürcü halk müziği, izlediğimiz bir Kafkas dansı ve Ray Charles'dan - Georgia on My Mind (Hangi Georgia niyetine dinlerseniz artık :-) ile yazıyı bitirelim...

https://www.theguardian.com/travel/2017/oct/11/one-last-time-over-georgia-by-drone
https://www.youtube.com/watch?v=tFQ0OwNTeZw
https://www.youtube.com/watch?v=yYF_MHTfMeo
https://youtu.be/cDVP1JnReSk
https://www.youtube.com/watch?v=fRgWBN8yt_E

* Haiti Atasözü

22 Haziran 2018 Cuma

TOLSTOY'S BICYCLE




“All happy families are alike; each unhappy family is unhappy in its own way.”

Those words that would touch to any reader’s heart is the first line of Anna Karenina by Russian writer Leo Tolstoy.  Some argue that the sentence merits one of 100 opening sentences in literature history*.  

In the very first sentence, grand writer declares to his reader that unhappiness is the normal of family life as well as happiness and even being more fascinating.  What’s more interesting, according to literature historians not only Anna Karenina but Tolstoy himself has led an extraordinarily unhappy private life in his elder times. Though the reason I write on Tolstoy is not his literature genius but sharing my admiration on how he dared to learn to ride a bike.

Tolstoy aged 67 loses his son Vanicka aged 7.  Moscow Society of Velocipede-Lovers presents Tolstoy a bike following his loss.  Scientific American Magazine 1896 issue reports as follows.., “..“Count Leo Tolstoy . . . now rides the Wheel… He became a devotee, taking rides after his morning chores much to the astonishment of the peasants on his estate.”

One cannot undermine this story with the cliche goes by -learning has no age.  Russia in 1895 on the background, imagining an old man -by 18th century standards, with his snow White, long beard trying to find his balance on a bicycle is utterly amazing.  In an attempt to adapt today, though still unfair having experienced all that modernity, I visualise our fathers, grandfathers around eighty years old on a segway.., probably rather easier to balance compared to a bike.

It is said that Tolstoy cites as follows against judgmental approach for his bold act.

“I feel that I am entitled to my share of lightheartedness and there is nothing wrong with enjoying one's self simply, like a boy."



Illustrated by Painter & Writer Aydan Çelik
(“Tolstoy’s Bike” Drawing from his book titled “Bi Tur Versene” )

Since I am a fan of cycling, I perfectly feel the charm Tolstoy enjoys.  With the least possible equipment, you flow with the wind, land and scent at the most possible highest level.

I don’t know how this story echoes on your mind or spirit, I find it quite empowering that one who challenges his/her limits, persists on new discoveries could nurture life and even may enjoy as children do.


Tolstoy’s Bicycle in exhibition at His Now Museum Home in Moscow

Ending with Henry Ford's words who also liberated people not on 2 but on 4 wheels.
(remembering his Model-T produced by his roll off the assembly line at his factory and making the luxurious automobile a vehicle for common people.)

“Anyone who stops learning is old, whether at twenty or eighty. Anyone who keeps learning stays young. The greatest thing in life is to keep your mind young.”



10 Nisan 2018 Salı

"PLOGGING" mi ??? "ÇÖPFit" te Olur




Sağlık için yürüyüp koşarken, temiz bir çevreye katkıda bulunayım, hatta bu arada arkadaşlarımla görüşeyim isteyenlere yine İskandinavya'dan Dünya'ya yayılan bir akım yetişti, "PLOGGING" (biz kendi aramızda ÇÖPFit diyoruz :-)

Plogging, yalnız ya da gruplar halinde yürürken, koşarken, elinizdeki poşete civarda gördüğünüz çöpleri toplama anlamına geliyor.  İsveççe çöp toplamak olan plokka kelimesi ile yavaş koşu, jogging'den türetilen bir sözcük.  2016 yılında İsveç'te başlayan akım geçen yıldan beri dalga dalga yayılıyor. 

Merak edenlere çeşitli ülkelerden spor yaparken çöp toplama videoları 

https://www.youtube.com/watch?v=LQ7ygXJ26Zs
https://www.youtube.com/watch?v=71xqaqyoOAk
https://www.youtube.com/watch?v=OIoC3V650HA
https://www.youtube.com/watch?v=_hP84iZ1QH4

Hareket ve doğaya olan sevgim nedeniyle duyar duymaz heyecan duyduğum bir konu oldu. Sağlık, çevre birkaç konuyu yaratıcı bir şekilde birleştirmek, biraya getirmek, tam modern zamanların icadı diye düşündüm. Bir de yıllar önce, radyoda dinlediğim Sabancı Holding'in yönetim kurulu başkanı, sevilen işadamı rahmetli Sakıp Sabancı'nın bir röportajında bahsettiği anısı aklıma geldi.  İşlerinin yoğunluğu nedeniyle spora zaman ayıramayan Sabancı'ya doktoru işyerinde kibrit kutularındaki çöpleri yere boşaltmasını, ardından eğilip kalkıp toplamasını önerir...  Bir tür çöp toplama işte.

 Son birkaç haftadır ailecek, genç yaşlı demeden ve de özellikle çocuklarla birlikte, iş arkadaşlarımla deneyimleme fırsatımız oldu ÇÖPFit'i.  Yaptığımız işi arkadaş sohbetlerinde, sosyal medyada paylaştığımda ise herkesin konuya ne kadar duyarlı ve açık olduğunu gördüm. 




Sağlık için sporun, her türlü hareketin önemine ikna olduk adımlarımızı sayıyoruz ya, kullanıcılarının yaptığı sporu takip edip yakılan kalorileri hesaplayan Lifesum isimli sağlık fitness uygulaması plogging/ÇÖPFit'i de programına almış.

Çöp toplayarak yapılan spor ile kalori yakmak, düz yürümek ya da koşuya göre daha verimliymiş. Zira eğilip, kalkıp, uzanıp, toplayarak daha çok çalıştırıyorsunuz kaslarınızı.  (Yarım saat plogging ortalama 288 kalori - Yarım saat yavaş koşu, jogging ile 235 kalori yakılıyormuş.)*


 Bedensel sağlığa faydasının yanısıra küçük te olsa çevreme bir faydam dokunuyor diye insanı iyi de hissetiriyor.  Grupça yapıldığında ise ayrı bir sinerji, olumlu enerji oluşuyor. Çocuklar bile şikayet etmeden hemen uyum sağlayıp, işi oyuna çevirebiliyorlar.

Plogging'in bu kadar tutması şaşırtıcı değil aslında.  Günümüz insanı dünyanın neresinde olursa olsun, daha az hareket ediyor, yalnızlaşıyor, çöp, plastik yığınları, hava kirliliği gibi gün geçtikçe ağırlaşan çevre sorunları ile boğuşuyor.  

İşin "çöp" kısmı ülkemizde sorundan öte "toplumsal yara" boyutunda.  Geri dönüşüme  gelene kadar, köyde, kentte, parkta, sokakta, plajda çöpümüzü çöp  tenekelerine ulaştırma sorunumuz var... "Temizlik imandan gelir", "Türkiye'ni temiz tut yeşili koru" düsturları ile büyürken neden sonuç böyle oluyor düşündürücü.   

Tarihi ve doğal zenginlik, çeşitlilik yönünden bu kadar bereketli topraklarda olup, bunca hoyrat muamele ile memlekete yazık oluyor... Herkes şikayetçi...  Hatta Türkiye'ye yerleşmiş, dilimizi öğrenmiş yabancıların hayretler içinde çektikleri videolar var... üzücü gerçekten.

https://www.youtube.com/watch?v=MGwmepSH9GM

Halihazırda, kişisel ya da kurumsal çatı altında çöp konusunda çalışanlar, Çevre Bakanlığı'nın yeni sıfır atık projesi gibi kamu girişimleri var mutlaka.  Yine misal doğa yürüyüşçüleri arasında dağda bayırda görülen plastik atıklar toplanıp çantaya atılır, doğada yalnız ayak izlerini bırakmaktır ölçü ("leave only your footprints")  

Diğer taraftan, atılan çöpü toplamakla çöp sorununun kökten çözülemeyeceği, şehirlerde belediyenin zaten çöpü toplayacağı gibi düşünceler de insanın aklından geçebilir haklı olarak.  Canlıların (yalnızca insan değil) birbirleri ve çevreleri ile ilişkilerini inceleyen ekoloji bilimi hakkında okunabilecek en keyifli kitaplardan biri olan Sargun A. Tont'un "Sulak Bir Gezegen'den Öyküler kitabında çevre sorunlarını daha baştan çözmek ile ilgili çarpıcı tespitini burada paylaşmak istiyorum.

"... Neden mabetler bir toplumun en temiz, en bakımlı yerleridir.  Sokakları tozdan ve pislikten geçilmeyen yerlerde bile neden evlerin içi pırıl pırıldır? Bütün bunlar mabetlerimizi ve evlerimizi nasıl algıladığımız ile ilgilidir, tabii.  Şimdi o sokağı kirleten bir kişiyi yaptığı işin kendi evini diğer 10 milyar insan ile paylaştığı dünya evini kirlettiğini veya yaptığı hareketin bütün sağlık sorunları ötesinde bir ahlaksızlık olduğu konusunda ikna edebilirseniz işte o zaman kirlenme sorunları daha ortaya çıkmadan önlenir.  Bu yazarın da katıldığı bir düşünce ekolüne göre, bugün karşı karşıya kaldığımız birçok çevre sorununun kökeninde doğa sevgi ve saygısının yeteri kadar gelişmemiş olması yatıyor."

Toplumsal zihin yani kültürün değişmesi kolay değil elbet. Ancak öyle bir çağda yaşıyoruz ki, teknoloji sayesinde artan iletişim kanalları ile insanların bulundukları ağ içinde bu bağlantısallıktan etkilendiği, bireyin daha güçlendiği yeni bir yaşam anlayışı gelişiyor.  Bu nedenle, Plogging/ÇÖPFit gibi toplum içinde görünür faaliyetlerle çevre duyarlılığı geliştiren etkinliklerin eskiye göre daha erişilebilir olması nedeniyle başarı şansı olabilir.  

Çocuk olsun yetişkin olsun  model alarak, taklit ederek öğreniyoruz. Birilerinin küçük çabaların peşine düşerek idealist davranması, bir diğerinin içinde taşıdığı hassasiyeti besleyebilir, cesaretlendirebilir. Ya da en kötü ihtimal, çöp atacak kişiyi bir daha düşündürür belki.  Çaresizlik, kızgınlıktansa, çözümün parçası olmayı seçebiliriz.

Bu düşüncelerle birkaç arkadaş 14 Nisan 2018, saat 16.00 -18.00'de Ankara Seğmenler Parkı'nda, aynı duyarlılığı paylaşan herkese açık bir çöp toplama/spor buluşması düzenlemeye karar verdik.

Etkinliğimizi ÇÖPFit isimli Facebook sayfamızda da takip edebilirsiniz.

güzel bir haiku ile bitirelim. 


Bazı insanlara göre
Bizlerin hiç "aklı" yokmuş
Ama bizim kulaklarımız var
Biz rüzgarı dinleriz 
Çam ağaçları arasında  

Japon Şair Muneyuki-kyo 



https://www.independent.co.uk/life-style/plogging-sweden-rubbish-garbage-litter-exercise-health-workout-a8278656.html

15 Mart 2018 Perşembe

YAZILIM DÜNYAYI YİYOR… DÖNÜŞÜMÜN GÜCÜ




2 Ülke, Malezya, Almanya.., 1 Teknoloji Fuarı, Embedded World 2018.., 1 Sergi, Rubens, Stadel Museum ile Yazılım Dünyayı Yiyor*, Dönüşümün Gücü** başlığının hikayesini anlatıyorum bu yazıda.

Teknoloji ve sanat yani "high tech" vs. "high touch" serisine devam... 


Hmmm... Yapay zeka sen mi büyüksün, ben mi :-))

Günümüz teknolojilerinin hayatımıza etkisini anlamaya yazmaya çalışırken, yakınlarda 2 defa yurtdışında bulunmam gerekti. Biri doğuda, diğeri batıda. İş durumundan Malezya, eş durumundan Almanya.

Yazılım dünyayı yiyor... ya da kendi dilinde Software is eating the world sözünü iş için bulunduğum Malezya'da işittim ilk. Hangi sektörde çalışırsanız çalışın, konu dönüp dolaşıp ya da doğrudan teknolojiye uyum meselesine geliyor ya, benimkisi de öyle. Kısacık yazmak gerekirse, çalıştığım finans sektöründe konu piyasalarda, yazılım ve donanım olarak dijital teknolojilerin, geleneksel veya yeni finansal hizmetlerin ve gözetim ayağının daha etkin yapılmasına nasıl hizmet edeceği (FinTech, SupTech) etrafında gelişiyor. Bu kısım alan bilgisi, asıl yazmak istediğim, bugün artık herkesin zihninde birşeyler ifade edebilecek, duyunca kenara not aldığım "yazılım dünyayı yiyor." sözü oldu. Ardından çok geçmeden, eşim Hüseyin Kutluca'nın*** işi nedeniyle bulunduğu, teknolojik gelişmelerin mutfağı diyebileceğimiz, dünyadan yazılım firmalarının, profesyonellerinin katıldığı Embedded World 2018, Almanya Konferansında da aynı başlığı tartıştıklarını görünce, tüm bunları dilimin döndüğünce yazmak istedim. 

Bu arada "Embedded" nedir ki? diye benim gibi soranlar için, öğrendiğimi söyleyim hemen, gömülü sistemler diye geçiyor, kullandığımız teknolojik aletlerin daha ucuz, küçük ve işlevsel olmalarını sağlayan yani yazılım ve elektronik birlikteliğinden ortaya çıkan dijital elektronik alanı.

"Sanayi 4.0", "yapay zeka", "uygulama", "platform", "paylaşma ekonomisi", "şeylerin interneti" kavramlarına yeni alışıyorduk, bir de "gömülü sistem" çıkarma başımıza diyenlere de selam olsun, çok haklılar... Ancak, tüm bu teknolojik altyapı, insanın yaratıcı, problem çözücü zekası ile birleşince ortaya hayatın her alanını kapsayan bir dönüşüm, yaşam tarzı çıkıyor.


"Yazılımın dünyayı yediği"sözünü ilk kez Wall Street Journal Gazetesi'nde 2011 yılında yayınladığı makalesinin başlığında duyuran Silikon Vadisi'nin ünlü teknoloji yatırımcısı Marc Andreessen bakın ne demiş 2011'de.



https://www.slideshare.net/serkandogantekin/yazilim-dunyayi-yemeye-devam-ediyor-guvenin-yeni-teknolojisi

Adını da technology disruption****, -teknolojik kesilme koymuşlar, bu değişimin, dönüşümün... Etkisini hissetmek için, gündelik hayata şöyle bir bakmak yeterli...

Akıllı telefon, telefon defteri, saat, ajanda, fotoğraf makinesi, MP3 çalar, hesap makinesi, bilgisayarın,

Elektronik posta, kartpostalın,

Wikipedia, ansiklopedinin

Sosyal Medya, gazetelerin, dergilerin, 

Spotify, Netflix, CD ve DVD'lerin

yerini aldı... tümüyle olmasa da büyük ölçüde.

Hisse senetleri, tahviller gibi yatırım araçları, kitaplar, biletler dijital kayıtlara dönüştü.

Yine, Airbnb, Uber gibi ulaştırma ve konaklama sektöründe hizmet veren ama gayrimenkul ve taksi gibi hiçbir maddi varlık tutmayan, hızla büyüyen yazılım şirketleri mesela... ihtiyaçlarla, kaynakları birleştiren sistemlerini kontrol eden, güven tesis eden, ekosistem yaratan yazılım şirketleri bunlar...

Derken bitcoin gibi dijital-kripto para'nın ödeme aracı, değer ölçüsü olarak finansal piyasalarda boy göstermesine kadar vardı iş.

Girdisi sadece insan zekası olan ve bunca değer, zenginlik yaratabilen bir sektör yani yazılım... tek kelimeyle olağandışı ya da olağanüstü!


-Making Developers Superheroes-yeni nesil süper kahramanlar



-Problems Solved Here- 
Problemler burada çözülür... Keşke her yer böyle olsa :-)



-Problem Meet Solution-
-Solutions for the Connected World-
-sihirli kelime biraya getir, bağla, birleştir-


Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıp, gelişmeleri izlemeyi sevsem de aslında gönlüm sanattan yana olduğu için, turist olarak Almanya'da biraz da müze gezmesi yaptım. Şansıma Stadel Müzesinde Rubens sergisi vardı.



Peter Paul Rubens (1577-1640)

Hollandalı büyük Ressam, inanması güç ama aynı zamanda bilim insanı, döneminin önemli bir diplomatı, 5 dil konuşan ithalat ihracat yapan bir varlıklı tüccarıymış. Çok iyi eğitim almış Rubens'in geniş ilgi alanlarıyla mütevazi bir ömür geçirdiği, gözalıcı derecede yakışıklı olduğu, diğer sanatçılara kıyasen "mutlu" bir ömür geçirdiği notu düşülmüş sanat tarihçilerince. Sanatında en önemli özelliği ise kendisinden önce gelen rönesans ve antik dönemin, farklı sanat tür (heykel) ve tekniklerinden esinlenerek, kendi üslubu ile iyileştirme yoluna gitmesiymiş... Müze Rubens serginin teması olarak "the power of transformation"-"dönüşümün gücü" ifadesini kullanmış.


"Nereden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir."

“It’s not where you take things from - it’s where you take them to." 

Jean-Luc Godard

*      https://www.wsj.com/articles/SB10001424053111903480904576512250915629460
        https://vincentkeunen.files.wordpress.com/2011/12/marc-andreessen-on-why-software-is-eating-the-world.pdf

**     https://press.khm.at/fileadmin/content/KHM/Presse/2017/Rubens/PT_Rubens_engl.pdf

***   http://blog.icterra.com/notes-from-embedded-world-2018/

**** http://whatis.techtarget.com/definition/disruptive-technology

25 Ocak 2018 Perşembe

"DOĞUMGÜNÜM İÇİN BİR -SANAL GERÇEKLİK GÖZLÜĞÜ, BİR DE -DRONE İSTİYORUM !


9 yaşındaki kız çocuklarının doğumgünü için "sanal gerçeklik gözlüğü”, “drone” isteyebildiği bir çağda yaşıyoruz. İsteyebildiği derken, birebir yaşadığım diyaloğu yazdım. Çocuk bakımından sorun yok, hatta harika, teknolojiye meraklı, yeniliklere açık olduğunun işareti. Ancak anne baba, yetişkinler için de önemli bir sinyal, bu tür istekler. Duyup görüp, birbirimize anlattığımız teknoloji harikaları, hızla hayatın içine girip, çocuk oyuncağı vasfı kazanmış bile. -Ne yapacaksın, -nasıl oynanır demeye çekindim neredeyse… Teknolojiye uyum konusunda kuşak farkı yaşanacak o kaçınılmaz da, bu dijital dönüşüm meselesi aile hayatını da fena vurmaya başladı... Sözün kısası, yaşımız başımız, işimiz gücümüz ne olursa olsun, teknolojinin getirdiği yeniliklere karşı gözümüzü kulağımızı 4 açmanın zamanıdır...

Sanatı ve hayatı ayıramazsınız diyen, “sanat hayattır, hayat sanattır” anlayışı ile üreten çağdaş sanatçı Ai Weiwei’in duruşu gibi mesela...

Teknolojiyi de sanat gibi hayattan ayıramayız, teknoloji hayattır, hayat teknolojidir gibi uzun boylu laflar edecek değilim, nitekim teknolojik üretimin ruhu sanata yetişemezse de, zamanın ruhu (zeitgeist) nedeniyle teknolojiyi gözardı edemeyeceğimiz günlük hayatlar içinde olduğumuz belli. 

Vaktiyle, -yaşamboyu öğreniyorum, çünkü bahçemizi ekmek gerek, -okul için değil yaşam için öğreniriz, -gelecek hakkında konuşalım, teknolojiye aşina olalım dedik malum. Üstüne, sokaktaki vatandaş, son kullanıcı gözüyle bir gayret bazı yeni kavramlar üzerine öğrendiklerimi paylaşacağımı da yazmıştım, bu doğumgünü hediyesi meselesi benim için azmettirici oldu.

Rastlamışsınızdır belki, yıllardır Profesör Dr. Güngör Uras'ın "ekonomi ile ilgili gelişmeleri Ayşe Teyze'ye, Ali Rıza Amca'ya, onların anlayacağı dilde anlattığı, tavsiyelerde bulunduğu" Ayşe Hanım Teyze, Ali Rıza Bey Amca ne yapsın programı var... benimki de o hesap, ancak tersinden, bu sefer Ayşe Hanım teyze konuşuyor, teknoloji ile imtihanını paylaşıyor...

A harfinden başlayalım ARTIRILMIŞ GERÇEKLİK (Augmented Reality) ile

Gerçeklik mi, hakikat mi tartışmaları, alternatif gerçeklik kurgusu ile renklenmişken, artırılmışı, sanalıyla gerçeklik dünyamız toz duman, alt üst... Artırılmış ve sanal her iki teknoloji de, hayal dünyası ve gerçek dünya arasında geçişimizi kolaylaştırıyor esasen... Felsefeyi fantaziyi bırakıp, teknik tanımıyla başlarsak... 

Artırılmış gerçeklik, fiziksel gerçek dünyadaki bir unsuru doğrudan ya da dolaylı biçimde görürken,  gördüklerinizin üzerine bilgi işlem ortamında üretilen ses, video, konum bilgisi gibi bilgilerin eklenmesiyle gördüklerinizin daha geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi olarak tanımlanıyor. Uygulamalar üzerinden cep telefonlarına, laptop, tabletlere girerek, dijital dünyaya ait unsurlar gerçek dünya ile birleştiriliyor.  

Kulağa karmaşık gelse de, örnekler üzerinden kolay anlaşılıyor, mesela; 80li yıllarda çıkan Arnold Schwarzenegger'in canlandırdığı "Terminatör" filmindeki robotun çevresi, yapacağı işlerle ilgili gördüğü bilgi, veri akışı bir artırılmış gerçeklik deneyimi imiş. O zaman Hollywood'un hayalgücü diye etkilendiğimiz şeyler, geliştirilmekte olan teknolojilerin habercisiymiş meğer...

Çocuklar, gençler arasında popüler olan sosyal medya uygulaması Snapchat filtrelerini düşünün. Snapchat artırılmış gerçekliği kullanmanın en yaygın yollarından biri olarak görülüyor. Duyurduğu yeni güncellemeyle birlikte arttırılmış gerçeklik teknolojisini Snapchat uygulamasında daha da interaktif hale getirmiş.  Yanlış anlamadıysam bu kullanıcıların da filtre üretimine katkıda bulunabileceği anlamına geliyor.

Sonra Google Glass'ı duymuşsunuzdur, bu ürün tutmayınca, elleriyle çalışanlar için sesinizi de kullandırtan, Google Glass 2 sürümü çıkmış.

https://medium.com/traction-report/google-glass-2-0-and-the-future-of-augmented-reality-ee85cd97b

Ya da 2016 yazında yaşanan Pokemon Go heyecanını hatırlarsınız.  Küçük canavar karakterlerinin bulunduğunuz mekan, gerçek dünyadan yakalanıp toplanması oyunu yine bir artırılmış gerçeklik teknolojisi.

Bir de pazarlama sektöründe artırılmış gerçeklik uygulamalarının yaygınlaşmaya başlayacağı öngörülüyor. IKEA Place uygulaması mesela.  İkea'da 3 saat gezmek zorunda kalmadan, internet sayfasından seçiminizi yapıp, mobilyayı evinizin yerleştirmek istediğiniz köşesine % 98 doğruluk payı ile yerleştirip, uyumu görebiliyorsunuz uygulama sayesinde.  Ikea sever bir aile olarak hemen telefona indirip, denemek istedik ama Türkiye mağazası şimdilik sisteme uyumlu görünmüyordu.

http://www.ikea.com/gb/en/customer-service/ikea-apps/

Artırılmış gerçekliği, sanal gerçeklik (Virtual Reality) ile karıştırmamak lazım. Sanal gerçeklik bir gözlük ya da başlık kullanılarak, bilgisayar destekli bir görme duyma simülasyonu ile tamamen yapay bir ortam tecrübe ediliyor, mevcut gerçekliğinizden bağımsız... Sanal gerçeklik eğlence, artırılmış gerçeklik iş hayatına katkı sağlamaya daha uygun diyenler var.  


Facebook'un sanal gerçeklik gözlüğü Oculus, eğlence, üç boyutlu oyun ya da eğitim gibi amaçlar için tasarlanmış... 

Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik teknolojisi şu anda ağırlıklı olarak eğlence sektöründe kullanılıyor olsa da, uzmanlar, tıp alanında remote surgery-uzaktan cerrahi ile travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik sorunların tedavisinde ilerleme sağlanmasında faydalı olacağını belirtiyor. 

Bir de beni asıl heyecanlandıran, teknoloji çağında yetişen çocukların okulda dikkatinin kolay dağılması, "bunları öğrenmek ne işime yarayacak" sorunu için, yine teknoloji ile artırılmış gerçeklik teknolojisi ile bu dikkati toplama, öğrenme, eğitim alanında kullanma çalışmaları oldu. Harvard Üniversitesi, çocukların heyecanlandıkları, daha kolay motive oldukları unsurları kullanarak, artırılmış gerçeklik teknolojileri üzerinden öğrenmede bağlantılar kurmayı artırma gibi konuları araştırıyormuş.
https://www.gse.harvard.edu/news/uk/09/09/augmented-reality-technology-brings-learning-life




İstanbul trafiğinde dilediğiniz araba ile gezinmenin güzel bir anlatımı...Artırılmış Gerçeklik ile tabii...💝  
...yıllardır eğlenmemizi sağlayan bilgisayar oyunları en ilkelinden en gelişmişine kadar aslında hayatımızın bir bakıma simülasyondur. Örneğin; çok eski bir araba yarışı oyununu göz önüne aldığımızda şimdikilere göre gerçekçilikten uzak olduğunu söyleriz. Çünkü eski oyunlarda hislerimizi harekete geçiren birimlerin sayısı çok azdır. Günümüzde bilgisayar grafikleri o zamandan beri çok daha sofistike hale gelmiştir ve bu oynadığımız oyunlardan daha fazla zevk almamızı sağlamaktadır. Artırılmış gerçeklik ise bize daha fazlasını vermektedir. Örneğin oyunda arabanızı aldınız ve İstanbul turuna çıktınız diyelim. Zaman, mekân ve diğer tüm birimler gerçek dünyadaki İstanbul’la aynı olabilir. Yani İstanbul trafiği ya da bir anda bastıran yağmur oyundaki aracınızın gideceği yere daha geç ulaşmasına sebep olabilir. Artırılmış gerçeklikle geliştirilmiş bir araba yarışı oyununda asla kaza yapmak istemezsiniz. Çünkü oyunun size verdiği hisler o kadar yoğundur ki kaza esnasındaki savrulmadan, üzerinize gelen cam parçalarına kadar her şeyi hissedebilirsiniz. Olayı daha iyi anlatabilmek amacıyla video oyunlarında kullanımını örnek verdiğimiz artırılmış gerçeklik gerçek zamanlıdır ve çevredeki tüm birimlerle etkileşim içindedir ve bahsedeceğimiz üzere kullanıldığı ve kullanılabileceği alanlar da oldukça geniştir. http://www.endustri40.com/artirilmis-gerceklik-augmented-reality/