23 Kasım 2018 Cuma

TOLSTOY’UN BİSİKLETİ 2.0


  
"Bütün mutlu aileler birbirine benzer ama her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."

Okuyan herkese dokunacak bu satırlar, tüm zamanların en büyük roman yazarlarından biri sayılan Lev Tolstoy (1828-1910)’un Anna Karenina’sının ilk cümlesi ve hatta kimilerine göre (1) edebiyat tarihinin en iyi 100 giriş cümlesinden biridir.

Büyük yazar daha ilk cümlesinden, mutluluk kadar mutsuzluğun da, aile yaşamının normali olduğunu ve hatta daha da ilginç olduğunu, ilan ediyor okuyucusuna. İşin ilginç tarafı sadece Anna Karenina’nın değil, edebiyat tarihçilerine göre kendisinin de hayatının son döneminde, örneği az rastlanan mutsuz bir özel yaşamı olmuş. Tolstoy üzerine yazmanın sebebi edebi dehası değil, “bisikleti” aslında... Bisiklet sürmeyi öğrenme hikayesi… Öyle bir hikaye ki, hangi yaşta olursa olsun, öğrenmenin insanı iyileştirme, hayata bağlama gücünü simgeleştiren bir yaşam kesiti okuyacağınız… Ardından Tolstoy’un bisikletini kenara bırakıp, kendi bisikletimize ya da hayalimizdeki bisiklete binip, bisikletin bugününe bi bisiklet turu yapacağız.  Eskilerin deyimiyle bir "velospit" uzmanı olmasam da bisikleti, kültürünü, bu alandaki çağdaş eğilimleri keşfetme hevesimi size bulaştırma denemesinde bulunacağım bu yazıyla.

Tolstoy ve bisikleti ile başlayalım o halde… Tolstoy 67 yaşında 7 yaşındaki oğlu Vanichka’yı kaybeder ve yaşadığı derin üzüntüden çıkmasına yardımcı olması için Moskova Bisikletseverler Derneği, yazara bir bisiklet hediye eder. Tolstoy, evladının yası ve 67 yaşı bir yana, kendini bu işe verir ve günlük işlerini bitirir bitirmez, köylülerin şaşkın bakışları altında her sabah evinin bahçesi boyunca bisiklet sürer…

Eh işte öğrenmenin yaşı yok biliyorsunuz, türünden basmakalıp girmeyelim bu sıra dışı hikayeye… hele bir de, 1895 yılının Rusya’sında, Avrupa değil bahsettiğimiz, bembeyaz, uzun sakalıyla Tolstoy’un iki teker üzerinde dengesini bulmaya çalışması, tek kelimeyle etkileyici… Bugüne uyarlamaya çalışıyorum zihnimde, biraz haksızca olacak tabii onca modernite algısı var arada ama olsun biz yine hayal edelim... Seksenlerine merdiven dayamış babalarımızın, dedelerimizin segway’in üstüne çıkması gibi göründü gözüme.., ve hatta daha zor dengeyi bulmak açısından.

Yaşına başına bakmadan giriştiği işi eleştirenlere karşı Tolstoy’un şöyle dediği rivayet olunur.

“Payıma düşen neşeyi, tasasızlığı yaşamanın hakkım olduğunu hissediyorum ve bir çocuk gibi kendinden memnun olmanın yanlış bir tarafı olamaz.”

Çocukluğumdan beri bisiklet sürmekten çok keyif aldığımdan, Tolstoy’un coşkusunu anlamak hiç te zor değil… Mümkün olan en yalın, az donanımlı halinizle, en yüksek seviyede rüzgarı, toprağı, kokuyu hissederek özgürce süzülüyorsunuz...

Yaşamboyu öğrenme ideali için yazarken, öğrenme yollarında rastladığım bu hikayeye kendimce bir not düşmek istedim.  “Bu yaştan sonra olur mu” demeden yeni öğrenmeler yoluyla insanın kendini bulmasına, fark etmesine ve hatta çocuk gibi mutlu olmasına engel yok demek ki…

Gelelim 2018’in bisiklet dünyasına… kimine göre özgürlük, kimine göre spor, eğlence, çevrecilik ile anılan bisiklet, modern çağın ilk hareketlilik aracı olarak 1817 yılında Karl Drais tarafından icadından bu yana 200 yaşını geride bıraktı ve biliyoruz ki modası hiç geçmedi.  Hatta kimilerine göre bisiklet bugün altın çağına hazırlanıyor... Fazla iddialı bulduysanız, bisiklet dünyasının kapısını biraz aralayıp, ülkemizde, dünyada olan bitenden hazırladığım "bisiklet sepeti" ne bir göz atın, varın öyle verin kararınızı.  Ne de olsa, merak duygusunu kaybetmeden, gözlerini, kulaklarını iyice açan, bilginin güç olduğunu farkedenleri, dünya da fark eder, farkedilmek isteriz değil mi… 


67 yaşındaki Tolstoy'un Bisikleti Öğrenme Günlerinden, 2018'de Paylaşımcı, Dönüşümlü Kullanılan Yeşil Bisiklet Dünyasına...

Dünya Bankası’nın tahminlerine göre şu an dünyada iki milyar adet bisiklet var. 2050 yılı itibariyle bu sayının beş milyara ulaşacağı düşünülüyor (2). Sayısal artış dikkat çekici ancak asıl dönüşüm yine teknoloji etkisi ile gelecek gibi. Görünen köy kılavuz istemez, 2050 yılında dijital teknolojinin yaygınlaşmasıyla daha fazla kullanıcı verisi, daha entegre bilgi sistemleri ile bisiklet kullanımının daha “akıllı” hale geleceği öngörülüyor. Daha akıllıdan kasıt, ulaşım ağlarına, akıllı şehir sistemlerine bisiklet kullanım verilerini entegre ederek, ulaşım, planlama uzmanlarının bu verileri kullanması, sürücülerin daha az trafikle, güvenli, ihtiyaçların kolay giderildiği yollarda seyretmesi hali… 

Teknoloji dokunuşuyla, 200 yaşındaki bisiklet medeniyetinde yeni sayfalar geliştirilmeye çalışılıyor. Tüm bunlar insanın hayalgücü, emeği, işbirliği ile gerçekleşebilecek idealler.  Bunun için de, birçok ülke bisiklet kullanımını daha güvenli, cazip bir ulaşım aracı haline getirmek, çevreci politikaları desteklemek için stratejik politika belgeleri, eylem planları hazırlıyor. Şehirde, kırsalda bisiklet kullanımı, elektrikli bisiklet kullanımı artsın isteniyor. Örnek mi istiyorsunuz, Almanya, 2020 Ulusal Bisiklet Planı (3) ile strateji, altyapı, güvenlik, iletişim, bisiklet turizmi, elektrik hareketlilik, diğer ulaşım seçenekleriyle bütünleşme, yol güvenliği eğitimi konusunda kurumlarının atacağı adımları, işbirliğini belirliyor.

Ülkemizde ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın belediyelerle işbirliğiyle yürüttüğü "Bisiklet Yolu Projesi"ni biliyoruz. Projede, Sakarya ve Konya pilot il seçilmiş ve trafikten kaynaklanan hava kirleticilerin azaltılması, bisikletin ulaşımda yaygınlaştırılması için yol haritaları kullanılarak, karbon yoğun ulaşımın azaltılması hedefleniyor.

Diğer taraftan, Uluslararası Bisiklet Birliği'nin (UCI-Union Cycliste Internationale) Herkes için Bisiklet Manifestosu (4)  da bisiklet kullanımının, dünyanın her yerinde, karşılaşılan hava kirliliğinin azaltılması, trafik sıkışıklığının engellenmesi ve halk sağlığının iyileştirilmesi gibi acil sorunlarla mücadelede yardımcı olabileceğini söylüyor.  Yine UCI’nin desteğiyle yapılan bir araştırmada, ulaşımda motorlu araçlardan bisiklete geçişin, 2050 yılına kadar 25 trilyon ABD Doları altyapı tasarrufu sağlayabileceği tespit edilmiş.

Bu satırları yazdığım Mayıs 2018 sıralarında, Frankfurt’ta Alman Mimari Müzesi'nde


“Ride A Bike Reclaim the City”  
sergisi (21 Nisan -2 Eylül 2018) ile 
“Bir Bisiklet Kullan, Şehrini geri iste, geliştir ve medenileştir, yeniden kullan” 

mesajı veriliyordu.  Serginin amacı daha çok insanı bisiklet kullanmaya ikna etmek için bisiklet trafiğinin, gerekli altyapının şehir planlaması ile en iyi nasıl birleştirilip bütünleştirileceğine dair dünyadan projeleri paylaşmak.  İnsanın yüzünü güldürüyor böyle projeler.. herşeye rağmen insanoğlundan ümidi kesmemek lazım.

Devletlerin, uluslararası kuruluşların politika ve öngörülerinden sonra direksiyonu/gidonu bisiklet sepetimizdeki diğer konulara çevirerek, bu harika icadı keşfetmeye devam edelim.

Bisikletini Tanı !

Bisikletin kendisiyle başlamak, onu her bir parçasıyla tanımak (5), yeri geldiğinde bakımını, tamirini üstlenmek yani dilinden anlamak iyi bir başlangıç olabilir.


-Güvenlik Olmazsa Olmaz-

Bisikletimizle yollara düşmeden önce en önemli konu güvenlik elbette.  Bisiklet sürüşü ile uyumlu yolların, geçiş noktalarının tasarlanması, bisiklet altyapılarının yol düzenlemelerine entegre edilmesi, trafik kurallarına, bisikletlilere saygı gösteren toplumla başlayan güvenlik konusu kask takmak, bisiklet sürerken işaretlerle haberleşmeyi bilmeye kadar gidiyor.   Kollarımızı kullanarak, "dönüş", "dur", "geçiş izni", "tehlikeli nesneden korunma", "yavaşla", yol çukuruna karşı uyarı işaretleri ile hem kendimizi hem de grup sürüşü yapıyorsak diğer bisikletlileri potansiyel tehlikelerden korumak mümkün. (6)

Bisiklet adabı, saygı demişken, sözümüzü balla kesip, iki bisikletlinin karşılaşması halinde nezaket icabı yapacağı, gülümseten bir selamlaşma örneği size.

“Mesela bisikletinize binmiş gidiyorsunuz. Karşıdan tanımadığınız birisi de aracı ile geliyor. Bir boru sesi ya da çıngırağın uzun bir ahengi ile onu selamlamak mecburiyetini hissedersiniz. Bazen selam ile kalmayıp çark ederek ya da manevra yaparak, beraberce yola devam edersiniz. Bu suretle sohbet edip ahbap olursunuz. Yahut her ikiniz de inerek ‘nereden teşrif?’, ‘Siz ne cihete yahu?’ gibi kelimelerle konuştuktan sonra, makinelerinize binersiniz.” 

Alıntı çok özel bir kitaptan, 1900 yılında Türkiye'de bisikletle ilgili yayınlanan ilk kitap olan Ahmed Tevfik’in “Velosiped ile Bir Cevelan (Gezinti)” adlı eserinden (7). Kitap, İstanbul ile Bursa arasındaki bisiklet gezisini anlatan bir seyahatnamedir ve Osmanlı döneminde bisikletli iki gezginin yolculuğunu, gözlemlerini aktarır.

Okuduğunuz diyalogda insanı gülümseten, içini ısıtan, kullanılan kelimeler, üslup mu yoksa artık uzak bir geçmişte kalmış gibi gelen ancak yavaş bir ritimde tecrübe edilebilecek insanların birbirine kulak vermesi mi karar veremedim. Ama bisikletin bu tür bir insani sıcaklığı, dostluğu desteklediğine eminim.

Pedalla Karbon Ayakizin Düşsün ya da -İklim Değişmesin Sen Değiş -

Güvenli, medeni şartlarda bisikletini kullanmasını dilediğimiz bisikletseverler sadece sevdiği bir sporu yapmakla kalmıyor, ulaşım için bisikleti, motorlu taşıtlara tercih ederek, aynı zamanda hava kirliliğinin, çevreci diliyle karbon ayak izinin azalmasına da yardımcı oluyor. Sırf bu sebepten bile hepimizin bu insanlara saygı borcu var. Bu arada meraklısına ya da duymayanlar için karbon ayakizi, bir kişi ya da kurumun, her türlü yaşamsal profesyonel faaliyetini sürdürürken ürettiği karbondiosit (CO2) miktarına dair yapılan bir ölçüm anlamına geliyor. Karbon ayak izinizi büyük ölçüde elektrik, petrol, doğal gaz kullanımınız, otomobil, uçak yolculuklarınız belirliyor. Ulaşımda motorlu taşıtlar yerine bisiklet kullanarak fosil yakıt tüketmediğiniz için karbon salınımını, ayakizini düşüren çevre dostu bir seçim yapmış oluyorsunuz.

Ancak, şehirde ya da kırsalda ulaşım amaçlı bisiklet sürüşü fiziki dayanıklık bakımından herkesin harcı olmayabilir. Bu noktada "elektrikli bisiklet" ile teknoloji yardıma yetişiyor. Son yıllarda bisikletin en önemli gelişmelerinden sayılan elektrikli bisikletlerle şehirde pedal çevirmeden gidebilmek mümkün ya da dağ bisikletinde pedal çevirirken destek alabiliyorsunuz. Zorlu yokuşlar, dizinde sıkıntısı olanlar için büyük rahatlık. Dilerseniz bisikletinizi elektrikli bisiklete çevirmeniz de mümkün. Elektrikli bisikletin bisikleti daha çok insanla buluşturması bekleniyor.

Şehirdeki bisiklet turumuzu biraz da pistlere yani pist bisikleti yarışlarının yapıldığı "veledrom"lara ya da dünyaca ünlü "Tur"'lara çevirelim. Pist yarışları demişken, hayatımda ilk defa bir bisiklet yarış pistini 1985 yılında Konya'da görmüştüm. Modern, sportif bir estetiği, profesyonel bir havası vardı Konya'da gördüğüm pistin. Başkent Ankara'da görmediğim tesisi Konya'da görmek çocuk aklımla beni şaşırtmıştı. Ancak şehrin genelinde gördüğüm bisiklet kullanımından, Konya'nın bisiklet için özel bir şehir olduğunu yavaş yavaş farkettim. Konya'nın "Türkiye'nin Bisiklet Başkenti" sayıldığını ise sonradan öğrenecektim.

1985 yazında Konya'da geçirdiğim 3 ay kendi bisiklet tarihim açısından da özel bir dönem olmuştu. 18, 11 ve 9 yaşında üç kardeş, o yaz bir "Pinokyo"'yu dönüşümlü ya da aynı anda, bir de tıp fakültesi kazanma hediyesi olarak yeni alınmış metalik gri "Bisan" yarış bisikletini dönüşümlü (küçükler olarak sıra geldiğinde ancak ayakta kullanabiliyorduk) ya da üçümüz birlikte sürmenin keyfini çıkarıyorduk.

Konya'ya geri dönersek, Konya Bisiklet Sporunu Kalkındırma Derneği’ne göre Konya’da bisiklet sporunun 1920’lerde başladığı ve 1923’den itibaren de bisiklet yarışlarının yapıldığı belirtiliyor. Ülkemizdeki İlk veledrom 1949’da Konya’da yapılmış. Velodrom oval biçimde, dış kenarı yüksek olacak biçimde içe doğru (12-55 derece) eğimli yapıdadır. Köşeleri hızla dönen yarışçılar bu eğim sayesinde savrulmaktan kurtulurlar. Açık pistler beton ya da asfalt, kapalı pistler ise genellikle ahşap yüzeylidir.(8) Bugün Türkiye'de bisikletseverler açık, kapalı pist/veledromun her türlüsüne hasret, umarız kısa zamanda özellikle sporcular bu tesislere kavuşur.

Güzel gelişmeler de var bu arada. Türkiye'de bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması için hedeflenen Kopenhag sistemi kapsamında pilot il seçilen Konya'da, daha önce bisiklet yolu için belirlenen 2023 hedefinin şimdiden aşıldığını öğreniyoruz. Yaklaşık 500 kilometre bisiklet yolu olan kentte, 2023 için yeni hedef "1000 kilometre bisiklet yolu". Konya Büyükşehir Belediyesi ayrıca Kopenhag gibi bisiklet parkları, bisiklet sinyalizasyonu, bisiklet yolları ve bisiklet kullanma kültürünü geliştirmeye çalıştıklarını belirtiyor. (9)

Bu arada yarışlarla ilgili son olarak, Uluslararası Bisiklet Birliği'nin kabul ettiği sekiz bisiklet disiplinini de anmadan geçmeyelim, belki birgün lazım olur… Yol (road), pist (track), dağ bisikleti (mountain bike), BMX (BMX), para-bisiklet (para-cycling), cyclo-cross (cyclo-cross), trials (trials) ve iç mekan bisikleti (indoor cycling).

Gelelim Tur'lara...Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'na, Fransa, İtalya, İspanya , Avustralya Turlarına... Türkiye Bisiklet Federasyonu'nun düzenlediği, 1963 yılında “Marmara Turu” adıyla başlayan ve 1966'dan beri de Cumhurbaşkanlığı himayesinde, uluslararası nitelikte, dünyanın tek kıtalararası bisiklet turu organizasyonu olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'na... 54'üncüsü, 9-14 Ekim 2018 tarihlerinde gerçekleştirilecek Tur'da, 2017'de mücadele eden 13 takımdan 104 bisikletçi, 1025 kilometre boyunca pedal çevirmiş.  2017 yılı  önemli çünkü Uluslararası Bisiklet Federasyonu-UCI, Tur'u  "World Tour"- Dünya Turu kategorisine yükseltmiş, gelinebilecek en ileri aşamayı temsil ediyor sporcular için.  Bu kategoride bir yarışa, sadece Dünya Takımları (Dünyada 18 takım var bu nitelikte) ve Profesyonel Kıta Takımları katılabiliyor (27 takım). Ülkemizde bu düzeylerde takım bulunmadığından Milli Takım ile temsil ediliyoruz. 

Dünyanın en itibarlı ve zor bisiklet yarışı kabul edilen "Tour de France", Fransa Turu'ndan bahsetmeden bisiklet sepeti eksik kalır.  Uluslararası planda, 1903'ten beri Fransa'da yapılan Tour de France en prestijli ve en zor bisiklet yarışı olarak kabul ediliyor. Diğer önemli yarışlar arasında İtalya Turu, Giro d’Italia ve İspanya Turu Vuelta a España sayılabilir.

Görünüşte kategoriler, sporcuların kalitesi, medyanın takibi aynı olsa da, Tour de France'ın yeri ayrı sayılıyor.  Tura özgü bazı ayrıntılar şöyle... Zamana karşı yarışlar ve zorlu yokuşları, dağ etapları ile sporcular için atletik dayanıklılık, güç testi anlamında... Sporcular davet üzerine yarışa katılabiliyor ve kazanan sarı mayo giyiyor.  Her yıl Temmuz ayı boyunca 3 hafta süren Tur, Paris'te meşhur Champs-Elise caddesinde sona eriyor. Dünyada bisikletseverlerin yakın takibinin yanısıra, Tur, kültürel olarak ta Fransızlar için çok önemli. Tur, yol boyunca yarışları izleyen kalabalıklar, televizyondan takiplerle başlıbaşına heyecanlı bir Temmuz yaşatıyor izleyicisine.  Herşey iyi güzel de, Tour de France dahil, tüm Tur'larda kadın sporcuların katılımı hep bir mesele olmuş. Karmaşık ta bir geçmişi var.  1903'ten beri yapılan Tur'da 2006'dan beri "La Course" adıyla Fransa Tur'una katılmışlar nihayet.  Bir de 2018 için UCI Kadın Dünya Tur'una 3 yeni rota ekleyerek 23 yarış düzenleyeceğini duyurdu.(10) Bisiklet gibi özgürleştirici bir aracın kadın hareketinin öncü isimlerinden Fransız yazar Simone de Beauvoir'ın deyimiyle "ikinci cins"i dikkate alması bir hayli zaman almış. 

67 yaşındaki Lev Tolstoy'un bisiklet sürmeyi öğrenmesinden esinlenerek 2 yıl önce yazdığım Tolstoy'un Bisikleti yazımı günümüz bisiklet dünyası gelişmeleri ile güncellerken başlığı Tolstoy'un Bisikleti 2.0 yapmak istedim. Bisiklete ruh veren yine selesinde oturan insan. O nedenle bisiklette bugünü yakalamaya çalışırken, medyaya yansıyan 3 bisikletlinin haberi ile bu bisiklet turumuzu tamamlayalım istedim. 3 haber de, 3 genç insanın bisiklet üzerinde, 

"umut",
"özlem"
"başarı" 

yolunu anlatıyor.

20 Mart 2018 tarihli habere göre, Konya'nın Akşehir ilçesine ailesiyle birlikte mevsimlik tarım işçisi olarak gelen ve ortadan kaybolan 14 yaşındaki çocuk H.Ç., 5 saat süren çalışmanın ardından Jandarma tarafından ilçeden 29 kilometre uzaklıkta bisikletiyle Şanlıurfa'ya giderken bulundu...  H.Ç. babası İsmail Ç.'ye teslim edilirken, çocuğun neden kaçtığı konusunda bir açıklama yapılmadı. (11)

Çin Yeni Yılında Çin'in Heilongjiang bölgesi Qiqihar şehrindeki evinde olmak için bisikleti ile Rizhao'dan 1700 km'lik mesafe için yola çıkan genç göçmen işçinin 30 gün sonra 500 km yol kattetikten sonra, otobanda kural ihlali yaptığı için polis tarafından durdurulunca harita okuyamadığı için yanlış yöne gittiği anlaşıldı. Çevrekilerin de katkısı ile evine gitmesi için tren bileti alındı. (12)

13 yaşında Konya Çatalhöyük Çumra Belediyespor'da bisiklet sporuna adım atan, yıllar sonra Türk bisikletinin "Altın Çocuğu" olarak anılan Ahmet Örken'in çalışma azmi, yeteneği, bisiklete dört elle sarılması ile gelen Türkiye, Balkan, Avrupa Şampiyonlukları ve nihayet Brezilya'nın başkenti Rio'da 5-21 Ağustos 2016'da yapılan Olimpiyat oyunlarında bisiklet branşında Türkiye'yi temsile giden yolu.... (13)

Bir bisikletin yapabileceği çok şey vardır.., çevre, sağlık bakış açısıyla olsun ve de toplumsal etkisi ile 
Bisikletin Dünyayı kurtarma gücü var. 

Ted King 
(Profesyonel Bisiklet Yarışçısı)


1.kaynak stylist.co.uk, http://sabitfikir.com/haber/edebiyat-tarihinin-en-iyi-100-giris-cumlesi
2.https://blogs.worldbank.org/publicsphere/we-people-global-bicycle-momentum
3.https://nationaler-radverkehrsplan.de/en/federal-initiatives/national-cycling-plan-nvp-2020
4.http://bisikletakademisi.net/uci-herkes-icin-bisiklet-manifestosu/
5.http://bisikletimvben.com/bisiklet-tuyolari
6.http://www.dagbisikletiturkiye.com/2016/05/13/bisiklet-surerken-isaretlerle-haberlesmek/
7.Akçura, G. (2003). Evvel Zaman İçinde Bisiklet, İstanbul: Om Yayınları.
8.https://bisiklopedi.com/madde/veledrom
9.http://www.milliyet.com.tr/turkiye-nin-bisiklet-sehri-kopenhag-konya-yerelhaber-2381981/
10.https://www.bicycling.com/racing/a20047318/womens-worldtour-2018-3-new-races/
11.http://m.habergazetesi.com.tr/haber/5137229/kayip-cocuk-bisikletiyle-aksehirden-sanliurfaya-giderken-bulundu
12.http://www.bbc.com/news/world-asia-china-38748373
13.http://www.fanatik.com.tr/2017/10/14/turk-bisiklet-tarihini-bastan-yazan-adam-ahmet-orken-1324558


14 Eylül 2018 Cuma

HEM AKILLI HEM DUYARLI BİR GİRİŞİMCİLİK ÖYKÜSÜ... EVREKA RÖPORTAJI



SORU: Resimdeki çöp konteynerinin başındaki kişi ne yapmaya çalışıyor ?

CEVAP: Konteynerin içine yerleştirilen bir sensör*/algılayıcı, konteynerin doluluk seviyesini ölçecek, buradan alınan veri, şehrin diğer bölgelerindeki çöp konteynerlerindeki sensörlerden toplanan doluluk verileriyle birlikte, o gün için "akıllı atık toplama rotası" oluşturmada kullanılacak. Ardından, belediye görevlileri, atık toplama araçlarında direksiyon başına geçtiklerinde, önce navigasyon cihazına gözatıp, algoritma yani teknolojik reçete yardımıyla oluşturulan akıllı, verimli rotayı takip ederek, yalnızca toplanması gerekli konteynerlerde duracak, zaman ve enerji tasarrufu sağlayacak... 

Kulağa fütüristik bir senaryo, dilek gibi gelen bu tasarım, ülkemizde ve dünyada kullanılıyor. Üstelik bu teknolojiyi üretip, dünyanın başka şehirlerinde de hayata geçiren, yurtdışına ihraç etmeyi başaran da, yine ODTÜ Teknokent'ten bir teknoloji şirketi, Evreka...

Memleket olarak karnemizin zayıf olduğu atık ya da günlük dildeki çöp konusunda, "yenilikçilik", "teknoloji" kanadıyla iç açan, umut veren Evraka'nın hikayesini öğrenmek için kurucularından Mert Barutçu ile yaptığım tele, uzaktan söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

Akıllı atık toplama sistemlerinde uzmanlaşmış, "akıllı şehirler yaratan" Evreka ile yolumun kesişmesinin bir değil, iki sebebi var. Söyleşi öncesi, onu da not düşmek isterim. Birincisi, 2018 yılının başından beri ailemde, işyerinde, sonra da sosyal medyada yaygınlaştırmaya çalıştığım, yürüyüş, koşu, spor esnasında çevredeki çöpleri toplama yani temiz çevre, sağlıklı toplum amaçlı ÇöpFit** hareketi.  ÇöpFit yaklaşımını geliştirmeye çalışırken, sürdürülebilirlik, geridönüşüm, plastik gibi konularda duyarlılığınız, algınız artıyor.  İkincisi, yaşadığımız zamanlarda teknolojijnin hayatın her alanını dönüştürücü etkisini anlamaya, yazmaya çalışırken, görüp öğrendiklerimden etkilenmem. Aslında, teknolojik bozulma, kesilme diye anılan bu olgu ile iklim değişikliğinin etkileri, sürdürülebilirlik konuları gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm toplumların ortak meselesi.  Küresel konular.  Kayıtsız kalmak, bihaber olmak mümkün değil.  Hal böyleyken, teknolojinin, büyüyen şehirlere, problemlere nasıl çareler üretebileceği konusunda geçtiğimiz aylarda izlediğim The Economist dergisinin "Teknoloji ile Şehirleri Dönüştürmek - Transforming cities with technology"Filmi***, bu ilişkiyi kavramak bakımından epey faydalı hem de iz bırakıcı oldu.  Film'deki örnekleri çağrıştıran, şehirdeki çöp sorununa yenilikçi, çözüm örneğinin, Ankara'da da geliştirildiğinden haberdar olmak, benim için de bir -Evreka anı oldu, o nedenle bu söyleşiyi yapmak istedim.   


SSK: Atık (çöp) üzerine çalışma fikri nasıl gelişti?

MB. Fikir bir takıntıdan doğdu diyebiliriz. 2014 sonbaharında CEO’muz Umutcan Duman’ın ODTÜ’de atık toplama kamyonlarını izlerken, sürecin ne kadar verimsiz olduğunu fark etmesi üzerine, ODTÜ’den dört mühendis arkadaş, bu sorun üzerine düşünmeye başladık ve buna nasıl bir çözüm üretebileceğimizi düşünürken, sorunun kaynağına inmeye karar verdik.

Mehmet, Berkay, Umutcan ve ben, zaten ODTÜ’den tanışan dört mühendis arkadaştık. Bir anda kendimizi geceleri atık toplama kamyonlarını takip ederken bulduk. Daha sonra Ankara merkez ilçe belediyeleri ve atık toplama şirketleri ile görüştük ve bu analiz sürecinde sorunun sandığımızdan daha büyük ve önemli olduğunu fark ettik.

SSK. Akıllı atık toplama sisteminizin nasıl çalıştığını anlatabilir misiniz. Bir de ne kadar yaygınlaştı, nerelerde uygulanıyor?

MB. Geliştirdiğimiz sensörler ile konteynerlerin doluluk seviyelerini ölçüyor ve şehrin dört bir yanındaki konteynerlerden topladığımız bilgilerle de günlük akıllı toplama rotaları oluşturuyoruz. Bu rotaları, atık toplama araçlarının sürücülerinin kolayca kullanabileceği navigasyon cihazlarına aktarıyor ve bu sayede de sürücülerin, bu verimli rotaları takip etmesini ve yalnızca toplanması gerekli konteynerlerde durmasını sağlıyoruz. Oluşturduğumuz verimli rotalar, zaman ve enerji tasarrufu sağlarken, CO2 emisyonunu düşürmekte ve atık toplama maliyetlerini de %55'e kadar azaltıyor.

Şu anda, Türkiye’de akıllı atık toplama sistemlerinde sektör lideriyiz. Tuzla, Başakşehir, Selçuklu ve Nevşehir Belediyelerinin de aralarında bulunduğu birçok belediyenin atık yönetim süreçlerini daha iyi ve daha az maliyetle yönetmelerine yardımcı oluyoruz. Hali hazırda pazarlarında bulunduğumuz Hindistan, Dubai, Rusya, İsviçre, Almanya, Fransa ve bir ay içerisinde hizmet vermeye başlayacağımız Abu Dhabi, İsrail ve ABD’de de varlığımızı güçlendirmek ve bu ülkelerin arasına Portekiz’i de eklemek istiyoruz.

SSK. Belediyelerin yeni iş yapma usullerine, teknolojiye uyum becerisini nasıl buluyorsunuz?

MB. Bahsettiğim gibi, şimdiye kadar birçok vizyoner belediye ile çalıştık. Birçoğu da teknolojiye umduğumuzdan çok daha sıcak bakıyordu. Biz de, önce sağladığımız eğitimlerle, 7/24 ulaşabildikleri destek hattımızla ve teknik servisimizle, müşterilerimizin bu entegrasyon sürecini sorunsuzca geçirebilmelerini sağlıyoruz. Aslında bu sayede, daha önce teknolojiyle pek de içli dışlı olmamış birçok belediye, kolaylıkla sistemlerimizi benimsedi ve kullanmaya başladı. Şimdilerde ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu Sıfır Atık Projesi ile, tüm belediyeler çok daha hızlı aksiyon alıyorlar.

SSK. Hızlı kentleşme, şehirlerin kapasitesinin çok üzerinde yaşam alanlarına dönüşmesi ile yalnız ülkemizde değil dünyada da çöp, plastik, katı atıkların geri kazanılması büyük bir sorun haline dönüştü. Sıfır atık, daha baştan sorumlu tüketim, paylaşma ekonomisi gibi yaklaşımlara tanık oluyoruz. Nesnelerin interneti teknolojisi ile geliştirdiğiniz akıllı atık toplama sisteminin yanısıra atık yönetimi alanında halihazırda ya da gelecekte teknolojinin bu alana katkıları hakkında neler söyleyebilirsiniz.

MB. Sizin de söylediğiniz gibi, çok tüketirken az üretiyor ve içinde bulunduğumuz doğada bıraktığımız etkileri çok az düşünüyoruz. Ürettiğimiz atıkların toplanması bile doğada daha fazla atık üretilmesine sebep oluyor. Teknoloji, bu noktada ekolojik tahribatımızı minimuma indirmek ve sürdürülebilirliği sağlamak için çözümlere zorunlu olarak dahil edilmesi gereken bir araç. Vatandaşa erişebilmek, onların talep ve geri bildirimlerini anında alabilmek artık teknoloji yoluyla çok daha mümkün. Bu sayede de, sorunlara daha hızlı yanıt verilebiliyor ve verimlilik artırılabiliyor.

SKK. Birlikte çalıştığınız belediyeler, atık toplama sistemlerinden gelebilecek ne türlü talep ve geri bildirimler sistemi daha iyi hale getirebilir ?

MB. Aslında sistemimiz tamamen kullanıcı deneyimi odaklı. Dolayısıyla, müşterilerimizin sistemden beklentileri ve önerileri, onlar için en doğru hizmeti sağlamamız yolunda en önemli faktörler. Örneğin, her belediyenin ekipmanları, atık toplamaya ayırabildiği kaynaklar, sistemimizi kullanma şekilleri değişiyor. Dolayısıyla, ancak onlardan sık sık geri bildirim alarak onlar için kusursuz bir hizmet sağlayabiliyoruz. Bu sebeple de, 7/24 ulaşılabilir olmaya ve onlarla sık sık iletişim kurmaya çok önem veriyoruz.

SSK. Geçen yıl start-up, sosyal girişimcilik ödülleri aldınız. Ülkemizdeki girişimcilik ortamı, kültürü hakkında ne söylemek istersiniz? En çok hangi alanlarda sıkıntı yaşanıyor ya da fırsatların olduğunu düşünüyorsunuz.

MB. Türkiye ekonomik olarak çok büyük bir ülke. Girişimcilik ekosistemi de bu oranda bir hayli büyük. Bu durum beraberinde avantaj ve dezavantajlar getiriyor. Büyük bir ekonominin ve kültürel zenginliğin olması elbette beraberinde büyük ticari fırsatlar getiriyor. Fakat bir yandan da çok yerel odaklı düşünmeye sevk ediyor girişimleri. Yurtdışında özellikle de Avrupa’da genellikle nüfuslar, ülke ekonomileri ve kültürler, daha ilk günden global fikirler doğurma çabasına itiyor bireyleri. Ülkemizdeki genç yeteneklerin de bu bilinçle çalışması, hedeflerini her zaman en yükseğe koymaları gerektiğini düşünüyorum.

SSK. Yenilikçi fikirlere dayalı bir sektördesiniz, birlikte çalışacağınız insanları seçerken, neye dikkat ediyorsunuz?

MB. Araştırmacı bir kişiliğe sahip olmaları aradığımız en önemli özelliklerden biri. Sektördeki son gelişmeleri, yenilikleri ve trendleri takip ediyor olmalılar. Öğrenmeyi seviyor, kendini ve ekibimizi geliştirebiliyor olmalılar. Tabii, yarattığımız bir şirket kültürü var; birlikte çalışacağımız kişilerin Evreka ekibine uygun olması çok önemli. Buna ek olarak, ekibimizdeki herkes daha temiz, daha yeşil ve daha sürdürülebilir bir dünya yaratabilmek için çalışıyor. Dolayısıyla bizimle çalışacak kişilerin farkındalığının yüksek olmasını bekliyoruz. Çevresine karşı duyarsız olmayan ve herkes için daha güzel bir gelecek bırakmak isteyen takım arkadaşları arıyoruz.

SSK. Evraka’nın değerlerine değinmişken sürdürülebilirlik, çevre duyarlılığı konusunda içerik hazırlayan Sıfır Atık websitesiniz (www.sifiratik.co) öğrenme, farkındalık, yenilikleri takip etmek için çok faydalı. Bu çabanız hakkında ne söylemek istersiniz.

MB. Sıfır Atık, aslında Evreka tarafından kurulmuş bir danışmanlık şirketi. Sıfır Atık olarak amacımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın başlattığı Sıfır Atık Projesi kapsamında, kamu kuruluşları, belediyeler, sağlık kuruluşları, terminaller, eğitim kurumları, askeri tesisler ve AVM’ler başta olmak üzere diğer firma ve işletmelere proje süreci içerisinde ve sonrasında destek olmak.

Bu doğrultuda, uçtan uca çözüm öneriyor, gerekli teknik ekipmanları sağlıyor, proje ile ilgili alan ve etüt çalışmaları yapıyor, bireysel eğitim setleri ve çalışanlara verilen kurslar ile eğitim desteği oluşturuyoruz.

Tabii bunların yanında, bireylerde bir değişim yaratabilmek de, kendimize edindiğimiz en önemli misyonlardan. Dolayısıyla, Sıfır Atık blogumuzda her gün, okuyucularımıza sıfır atık konusunda bilgilenebilecekleri içerikler üretiyoruz. Herkese de yazılarımızı takip etmelerini tavsiye ediyorum. Tek bir tüketim alışkanlığınızdaki değişikliğin, dünyamız için ne derece fark yaratabileceğini öğrendiğinizde çok şaşırıyorsunuz.

SSK. Son olarak sizinki gibi başarı hikayelerine öykünerek çalışma yaşamına atılacak gençlere tavsiyeniz ne olur.

MB. Gençlere tavsiyem olabildiğince gözlem yapmaları. Gözlem, araştırmayı getirir, araştırma bilgiyi ve bilgi de farkındalığı. Bu şekilde olası kötü deneyimlerden kaçınabilirler. Bir taraftan da hep akıllarında bulundurmaları gereken bir konu, hayata başlangıç döneminde hata yapmak diye bir şey olamaz. Bu deneyimler sadece gelecekte elde edeceklerimiz için bir yatırımdır. Bu nedenle, korkmadan, cesurca, gözleme dayalı deneyimlerini yaşamakta özgür olmalarını tavsiye ederim.

SSK Teşekkür ederim.

***

Akıllı şehirler kurmak, teknoloji geliştirmek bir yana, insanların da bu teknolojiyi kullanacak beceri donanım ve duyarlılığa sahip olması ile puzzle tamamlanıyor anladığım kadarıyla.  Birleşmiş Milletler'in 150 ülkede aynı günde gönüllü çevre temizliği yapma çağrısını da, bu duyarlılığı besleyen bir girişim olarak görmek lazım belki.

15 Eylül 2018 Dünya Temizlik Günü (https://www.worldcleanupday.org/) için Evreka ve ÇöpFit'in Nallıhan Kuş Cenneti'nde ve Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı'ndaki etkinlik duyuruları...






* Sensör: İnsanların yerine çevremizdeki fiziksel ortam (sıcaklık, basınç, uzaklık vb.) değişikliklerini algılayan cihazlara “sensör” denir. Bir diğer adı da algılayıcılar yani duyargalardır. Fiziksel ortamla elektrik – elektronik cihazları birbirine bağlayan bir köprü görevi görürler. İlk olarak 1987 yılında “Steinel” tarafından kullanılan sensörün 1987 yılındaki üretilme amacı aydınlatmaydı. Şu an ise sensörler bize enerji harcatmamak için birçok problemin üstesinden çabucak geliyor. 

** http://yasamboyuogreniyorum.blogspot.com/2018/04/plogging-mi-copfit-te-olur.html

*** Dünyanın dijital sinir sistemi de denilebilecek sensörlerle yaşanan değişimi anlatan "Teknoloji ile Şehirleri Dönüştürmek - Transforming cities with technology" filminden örnekleri, dakikaları ile aşağıda meraklılarına yazıyorum.


1.29. Güney Kore'nin başkenti Seul'de, toplanan anlık verilerle şehrin tüm ulaşım ağı takip ediliyor ve kullanıcılarla devamlı paylaşılıyor.  Sadece ulaşım değil, meyve sebze fiyatları, evine kiracı arayanlar neredeyse herşey... veriler toplanıp, paylaşılıyor.

8.16 Kenya'nın başkenti Nairobi'de, bir startup firma, anlık bilgi ile şehirdeki hasta ve ambulans kaynağını eşleştirerek, olmayan merkezi ambulans koordinasyon sistemini kuruyor.

12.10 Boston, ABD'de, MIT Senseable City Lab, problemleri ortaya çıkmadan öngörme gibi yenilikçilik'te başka bir seviyeyi tanımlıyor.  Geliştirdikleri Robot Luigi ile şehir kanalizasyonlarından topladıkları örnekleri ayrıştırarak, elde ettikleri veri ile halk sağlığı için ilaç kullanım alışkanlıkları gibi muhtemel sorunları öngörüp, bu bilgileri ilgili kurumlarla paylaşıyor.

16.54  Boston, ABD'de şehri dolaşan çöp kamyonlarındaki ısı ve nem sensörleri, termal kameralar ile toplanan çevresel veriler ile binaların enerji verimliliği, hava kalitesi kontrol ediliyor.


2 Eylül 2018 Pazar

GÜRCİSTAN NOTLARI...YOLCULUĞA ÖVGÜ





Takvimlerin oyunu ile ara ara milletçe tecrübe ettiğimiz uzun "bayram tatili" ya da programlı "küçük göç"'ümüz esnasında, bu yıl Gürcistan'a gitmek kısmet oldu. Yalnızca başkent Tiflis ya da sevilen tatil şehri Batum değil, Kafkas sıradağları eteğinde Svaneti bölgesindeki Mestia ve Zugdidi'de de (yazımı da okunması kadar zor) bulunduk. Seyahatimizin asıl amacı dağı, ormanı, buzulları ile bozulmamış Mestia bölgesinde doğa yürüyüşü yapmaktı. Seyahat, gezi yazıları yazmasam da bu sefer gezinin izlerini siber alemde kayda geçirmek istedim. 

  "Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır."  

sözüyle Gabriel Garcia Marquez "Anlatmak için Yaşıyorum" adlı eserinde içindeki yazı cevheriyle yaşamını temize çekmiştir adeta. İnsanın kendini ifade etme ihtiyacı, sadece büyük yazarlara, şairlere özgü değil. Deneyimin coşkusu ile bugün sıradan faniler de yaşantılarını, yolculuklarını yazılı ya da çoğunlukla görsel anlatıya dökmek için yarışıyor. Paylaşmak için teknik olanaklar da çeşitli. Misal Instagram'daki bir "#birresimbinsözcüğebedeldir" başlığı ile de konu hızlıca kotarılabilir. Fazla dağıtmayım, ben de bu kontenjandan bir tür gördüklerimi, yaşadıklarımı düzenleme çabasına girerek bu yazıya giriştim. Gürcistan'da ne yenir, içilir, nerede kalınır, ne yapılmadan dönülmez gibi önemli pratik konuları araştıranlar için çok verimli bir okuma olmasa da önden hazırlıkla gezide yaşanacakları çerçevelemek yerine, gözünü yüreğini bulunduğu yere açan, aramadığı güzellikleri bulmaya razı olanlara belki bir katkısı olabilir. 

Avrupa'nın balkonu diye bir tabir varmış Gürcistan için kullanılan... ilk durağımız Tiflis'in tarihi şehir merkezi, mimari kimliğine, geçmişine sahip çıkmış evleri, büyük meydanlardaki iddialı yeni modern yapıları, Ortodoks kiliseleri, cıvıl cıvıl temiz cadde ve sokakları ile Avrupa'da bir şehir özellikle doğu Avrupa hissi veriyor. Diğer yandan, Türk, Azeri, Arap, Ermeni turistler, iş insanları, Kafkas kültürü ve Sovyet geçmişi ile özgün bir karakteri var şehrin. 

Gezerken rastladığınız heykel çeşitliliği, alt geçitlerinde, mahallelerinde bolca görülen başarılı grafittileri, meşhur kukla tiyatrosu, sokak müzisyenleri, ressamları ile ilk bakışta sunduğu canlı kültürel ortamı sevdim. Tiflis, Pazar günü gezindiğimiz bit pazarındaki antikalar, resimler, Sovyet döneminden kalma türlü eşya, Gürcistan'ın Gori şehrinde doğan Stalin için yapılmış hediyelikler arasında sakin bir Pazar sunuyor ziyaretçilerine.



Kura nehri çevresinde kurulan Başkent Tiflis'e Narikala Kalesi'nden bakış




-Tiflis'in karanlık altgeçitlerini aydınlatan grafitti'ler-

Gürcistan'a gider gitmez ilk dikkatimi çeken şeylerden biri kesinlikle alfabeleri oldu.  Tabelalarda her yerde kullanılıyor, latin harfleri ile altta.  Kiril'e benziyor ama daha yumuşak hatlı, minimalist... 


Gürcü Mkhedruli alfhabesi (მხედრული)

Dünyada kullanılan eski 14 alfabeden biriymiş. Belli ki bununla çok gururlular.  Batum'da 2012'de açılan Mucize Parkı'nda, altta resimde gördüğünüz temsili DNA zincirine aşağıdan yukarı doğru harflerin işlendiği 130 metre yüksekliğinde metal Alfabe Kulesi yapılmış.  Kelime insanı olunca, 130 metre yüksekliğindeki böyle ayrıntılar gözünüzden kaçmıyor.


Alfabe Kulesi

Şehirden, harflerden, insana gelirsek... Kadınlar dikkatimi çekti. Pazar günü kiliselerde kendini samimi ibadete vermiş her yaştan kadın. Dışarıda çalışma hayatının her yerindeki kadın. Kimisi baştan aşağı siyahlar içinde. Özellikle yaşlılar, bu bir gelenekten ötürü belli, bir arkadaşım eşini kaybedenlerin böyle giyindiğini söyledi... sonra Türkiye'ye gelip çoğunlukla bakıcılık yaparak ailesine para gönderen binlerce Gürcü kadın... Bu sezgisel konuyu tarihten tartışmasız bir örnek ile tabii ki Kraliçe Tamar ile tamamlayalım. 


Gürcistan Kraliçesi Tamar (Paul Fearn/Alamy Stock Photo)

12. yüzyılda "Kraliçe Tamar" Gürcistan'ı en geniş topraklara ve refah seviyesine ulaştırmış, halkı onu çok sevmiş ve Kral Tamar olarak anılmış. Şaşırdım mı, hayır...


Zugdidi'de sabah bir kafe'de televizyon haberi izliyorum... yine güçlü bir kadın, Almanya Devlet Başkanı Angela Merkel Gürcistan'da


Örgü ören Gürcü kadını Gürcü Lari'sinin üzerinde


Güzel bir desen-hikaye


Narikala Kalesi'nin en güleryüzlü Kadını
resim: Mehmet Badi, "Yol Tepen" Gezgin, Rehber 

Gelelim Gürcistan'ın kuzeyinde Rusya sınırındaki Kafkas dağlarının güney eteklerinde yer alan Svaneti bölgesine. Ülkenin yerleşim yerlerine uzak, dağlık bölgesine ulaşım zorlu ama tüm dünyadan uzak, ücra demeyen, "dağların arkasında dağlar vardır"* diyen, dağcı, doğa yürüyüşü meraklılarını çekiyor. Svaneti dağ yürüyüşü için önemli bir bölge, 722 km uzunluğunda, 33 işaretli yürüyüş güzergahı var. 

Yalnız görkemli dağları, coşkun akan nehir, şelalesi ile değil Mestia, Svan halkının düşmandan korunmak için kullandığı, ortaçağda 9-12.yüzyıllarda yapılmış bu güne erişmiş gözetleme kuleleri ile de mimari estetik, zenginlik sunuyor göze. Kulelerin ışıklandırılmış hali geceye de ayrı bir anlam katıyor. Bölgede yürüyen dünya milletlerinden ayrı ülkemizden de Adana, Ankara, İstanbul ve Fethiye'den kopup gelmiş yurttaşlarımızı görüp dağda bayramlaştık.



Svaneti Gözetleme Kuleleri

Mestia'da gözle görülür bir turizm hamlesi var. Yeni yapılan kayak otelleri, guesthouse olarak anılan gayet konforlu, çok sayıda aile işletmesi ile önümüzdeki yıllarda daha bilinen bir tatil beldesi olmaya aday. Neyse ki biz yollarında Hindistan'dan daha çok ineğin ve başlarını sallayarak gezen sokak domuzlarının dolaştığı doğal halini görebildik. Bu kısım şaka yollu ve iltifat niyetine yazılmıştır.

Mestia'da kaldığımız sürede, Kafkas dağlarının zor tırmanılır zirvelerinden olarak bilinen Ushba dağı eteklerinde Shdugra Şelalesi'ne, Chalaadi Buzullarına ve Koruldi Gölüne yürüyüşlerimiz oldu. Yürürken size eşlik eden yalnız dağların görkemi, yanı başınızda çağlayan nehir, binbir çiçek, bitki değil aynı zamanda beraber yürüdüğünüz insanların enerjisi. Yol arkadaşlarım arasında kendisine "Yol Tepen" adını veren gezgin rehberler, güzel bir kare yakalamak için tüm yürüyüş boyunca ağır makinesini bir an bırakmayanlar, espri ve fıkralarıyla yola renk katan enerjik insanlar vardı. "Doğaya katıştırılmış insan" tanımı vardır sanat için, doğa ve insanın etkileşiminde, yol arkadaşı her zaman önemlidir.


-Ushba Dağı eteklerinde bir Sovyet kamyonu gezer-

Buzul görmek te ayrı bir deneyim, ilk oldu. Chalaadi buzulları için yürüyüşe Mestiachala nehrinden başlıyorsunuz, HES, hidroelektrik santral yapımı ile vadi maalesef bir inşaat alanı olmuş. Buzulların şıp şıp eridiğine şahit olurken yörenin insanı şoförümüz Rezo, buzulların son iki yıl içinde gözle görülür deredece gerilediğini yani hızla eridiğini söyledi.


Chalaadi Buzulları erirken...


buzullara yürüyorum videosu için

Mestia'da, Dağların Kaplanı lakaplı, ulusal kahraman, dağcı Mikhail Khergiani'nin Müze haline getirilen ev de ziyaret edilebilir.


"Papakhi" isimli yün şapkalar, Kafkas dağlarının dondurucu soğukları için bir de cesur rehberimiz Didem Demirkazık (Arion on Road) için

Ahlat ağacının altına yanımıza gelen dağların asıl sakiniyle  



İnişe Geçiyoruz...
resim: Berrin Özer



Güzel Atlar Ülkesi
resim: Berrin Özer 


Sana Dün bir Tepeden Baktım Mestia !


Koruldi Gölü - rakım 2740 metre
varmaya herkesin nefesi yetmeyebilir!

Drone fotoğrafçılığı ile yapılan nefes kesici Gürcistan görüntüleri, Grup Destan'dan cilveloy nanayda, Gürcü halk müziği, izlediğimiz bir Kafkas dansı ve Ray Charles'dan - Georgia on My Mind (Hangi Georgia niyetine dinlerseniz artık :-) ile yazıyı bitirelim...

https://www.theguardian.com/travel/2017/oct/11/one-last-time-over-georgia-by-drone
https://www.youtube.com/watch?v=tFQ0OwNTeZw
https://www.youtube.com/watch?v=yYF_MHTfMeo
https://youtu.be/cDVP1JnReSk
https://www.youtube.com/watch?v=fRgWBN8yt_E

* Haiti Atasözü

22 Haziran 2018 Cuma

TOLSTOY'S BICYCLE




“All happy families are alike; each unhappy family is unhappy in its own way.”

Those words that would touch to any reader’s heart is the first line of Anna Karenina by Russian writer Leo Tolstoy.  Some argue that the sentence merits one of 100 opening sentences in literature history*.  

In the very first sentence, grand writer declares to his reader that unhappiness is the normal of family life as well as happiness and even being more fascinating.  What’s more interesting, according to literature historians not only Anna Karenina but Tolstoy himself has led an extraordinarily unhappy private life in his elder times. Though the reason I write on Tolstoy is not his literature genius but sharing my admiration on how he dared to learn to ride a bike.

Tolstoy aged 67 loses his son Vanicka aged 7.  Moscow Society of Velocipede-Lovers presents Tolstoy a bike following his loss.  Scientific American Magazine 1896 issue reports as follows.., “..“Count Leo Tolstoy . . . now rides the WheelHe became a devotee, taking rides after his morning chores much to the astonishment of the peasants on his estate.”

One cannot undermine this story with the cliche goes by -learning has no age.  Russia in 1895 on the background, imagining an old man -by 18th century standards, with his snow White, long beard trying to find his balance on a bicycle is utterly amazing.  In an attempt to adapt today, though still unfair having experienced all that modernity, I visualise our fathers, grandfathers around eighty years old on a segway.., probably rather easier to balance compared to a bike.

It is said that Tolstoy cites as follows against judgmental approach for his bold act.

“I feel that I am entitled to my share of lightheartedness and there is nothing wrong with enjoying one's self simply, like a boy."



Illustrated by Painter & Writer Aydan Çelik
(“Tolstoy’s Bike” Drawing from his book titled “Bi Tur Versene” )

Since I am a fan of cycling, I perfectly feel the charm Tolstoy enjoys.  With the least possible equipment, you flow with the wind, land and scent at the most possible highest level.

I don’t know how this story echoes on your mind or spirit, I find it quite empowering that one who challenges his/her limits, persists on new discoveries could nurture life and even may enjoy as children do.


Tolstoy’s Bicycle in exhibition at His Now Museum Home in Moscow

Ending with Henry Ford's words who also liberated people not on 2 but on 4 wheels.
(remembering his Model-T produced by his roll off the assembly line at his factory and making the luxurious automobile a vehicle for common people.)

“Anyone who stops learning is old, whether at twenty or eighty. Anyone who keeps learning stays young. The greatest thing in life is to keep your mind young.”



10 Nisan 2018 Salı

"PLOGGING" mi ??? "ÇÖPFit" te Olur




Sağlık için yürüyüp koşarken, temiz bir çevreye katkıda bulunayım, hatta bu arada arkadaşlarımla görüşeyim isteyenlere yine İskandinavya'dan Dünya'ya yayılan bir akım yetişti, "PLOGGING" (biz kendi aramızda ÇÖPFit diyoruz :-)

Plogging, yalnız ya da gruplar halinde yürürken, koşarken, elinizdeki poşete civarda gördüğünüz çöpleri toplama anlamına geliyor.  İsveççe çöp toplamak olan plokka kelimesi ile yavaş koşu, jogging'den türetilen bir sözcük.  2016 yılında İsveç'te başlayan akım geçen yıldan beri dalga dalga yayılıyor. 

Merak edenlere çeşitli ülkelerden spor yaparken çöp toplama videoları 

https://www.youtube.com/watch?v=LQ7ygXJ26Zs
https://www.youtube.com/watch?v=71xqaqyoOAk
https://www.youtube.com/watch?v=OIoC3V650HA
https://www.youtube.com/watch?v=_hP84iZ1QH4

Hareket ve doğaya olan sevgim nedeniyle duyar duymaz heyecan duyduğum bir konu oldu. Sağlık, çevre birkaç konuyu yaratıcı bir şekilde birleştirmek, biraya getirmek, tam modern zamanların icadı diye düşündüm. Bir de yıllar önce, radyoda dinlediğim Sabancı Holding'in yönetim kurulu başkanı, sevilen işadamı rahmetli Sakıp Sabancı'nın bir röportajında bahsettiği anısı aklıma geldi.  İşlerinin yoğunluğu nedeniyle spora zaman ayıramayan Sabancı'ya doktoru işyerinde kibrit kutularındaki çöpleri yere boşaltmasını, ardından eğilip kalkıp toplamasını önerir...  Bir tür çöp toplama işte.

 Son birkaç haftadır ailecek, genç yaşlı demeden ve de özellikle çocuklarla birlikte, iş arkadaşlarımla deneyimleme fırsatımız oldu ÇÖPFit'i.  Yaptığımız işi arkadaş sohbetlerinde, sosyal medyada paylaştığımda ise herkesin konuya ne kadar duyarlı ve açık olduğunu gördüm. 




Sağlık için sporun, her türlü hareketin önemine ikna olduk adımlarımızı sayıyoruz ya, kullanıcılarının yaptığı sporu takip edip yakılan kalorileri hesaplayan Lifesum isimli sağlık fitness uygulaması plogging/ÇÖPFit'i de programına almış.

Çöp toplayarak yapılan spor ile kalori yakmak, düz yürümek ya da koşuya göre daha verimliymiş. Zira eğilip, kalkıp, uzanıp, toplayarak daha çok çalıştırıyorsunuz kaslarınızı.  (Yarım saat plogging ortalama 288 kalori - Yarım saat yavaş koşu, jogging ile 235 kalori yakılıyormuş.)*


 Bedensel sağlığa faydasının yanısıra küçük te olsa çevreme bir faydam dokunuyor diye insanı iyi de hissetiriyor.  Grupça yapıldığında ise ayrı bir sinerji, olumlu enerji oluşuyor. Çocuklar bile şikayet etmeden hemen uyum sağlayıp, işi oyuna çevirebiliyorlar.

Plogging'in bu kadar tutması şaşırtıcı değil aslında.  Günümüz insanı dünyanın neresinde olursa olsun, daha az hareket ediyor, yalnızlaşıyor, çöp, plastik yığınları, hava kirliliği gibi gün geçtikçe ağırlaşan çevre sorunları ile boğuşuyor.  

İşin "çöp" kısmı ülkemizde sorundan öte "toplumsal yara" boyutunda.  Geri dönüşüme  gelene kadar, köyde, kentte, parkta, sokakta, plajda çöpümüzü çöp  tenekelerine ulaştırma sorunumuz var... "Temizlik imandan gelir", "Türkiye'ni temiz tut yeşili koru" düsturları ile büyürken neden sonuç böyle oluyor düşündürücü.   

Tarihi ve doğal zenginlik, çeşitlilik yönünden bu kadar bereketli topraklarda olup, bunca hoyrat muamele ile memlekete yazık oluyor... Herkes şikayetçi...  Hatta Türkiye'ye yerleşmiş, dilimizi öğrenmiş yabancıların hayretler içinde çektikleri videolar var... üzücü gerçekten.

https://www.youtube.com/watch?v=MGwmepSH9GM

Halihazırda, kişisel ya da kurumsal çatı altında çöp konusunda çalışanlar, Çevre Bakanlığı'nın yeni sıfır atık projesi gibi kamu girişimleri var mutlaka.  Yine misal doğa yürüyüşçüleri arasında dağda bayırda görülen plastik atıklar toplanıp çantaya atılır, doğada yalnız ayak izlerini bırakmaktır ölçü ("leave only your footprints")  

Diğer taraftan, atılan çöpü toplamakla çöp sorununun kökten çözülemeyeceği, şehirlerde belediyenin zaten çöpü toplayacağı gibi düşünceler de insanın aklından geçebilir haklı olarak.  Canlıların (yalnızca insan değil) birbirleri ve çevreleri ile ilişkilerini inceleyen ekoloji bilimi hakkında okunabilecek en keyifli kitaplardan biri olan Sargun A. Tont'un "Sulak Bir Gezegen'den Öyküler kitabında çevre sorunlarını daha baştan çözmek ile ilgili çarpıcı tespitini burada paylaşmak istiyorum.

"... Neden mabetler bir toplumun en temiz, en bakımlı yerleridir.  Sokakları tozdan ve pislikten geçilmeyen yerlerde bile neden evlerin içi pırıl pırıldır? Bütün bunlar mabetlerimizi ve evlerimizi nasıl algıladığımız ile ilgilidir, tabii.  Şimdi o sokağı kirleten bir kişiyi yaptığı işin kendi evini diğer 10 milyar insan ile paylaştığı dünya evini kirlettiğini veya yaptığı hareketin bütün sağlık sorunları ötesinde bir ahlaksızlık olduğu konusunda ikna edebilirseniz işte o zaman kirlenme sorunları daha ortaya çıkmadan önlenir.  Bu yazarın da katıldığı bir düşünce ekolüne göre, bugün karşı karşıya kaldığımız birçok çevre sorununun kökeninde doğa sevgi ve saygısının yeteri kadar gelişmemiş olması yatıyor."

Toplumsal zihin yani kültürün değişmesi kolay değil elbet. Ancak öyle bir çağda yaşıyoruz ki, teknoloji sayesinde artan iletişim kanalları ile insanların bulundukları ağ içinde bu bağlantısallıktan etkilendiği, bireyin daha güçlendiği yeni bir yaşam anlayışı gelişiyor.  Bu nedenle, Plogging/ÇÖPFit gibi toplum içinde görünür faaliyetlerle çevre duyarlılığı geliştiren etkinliklerin eskiye göre daha erişilebilir olması nedeniyle başarı şansı olabilir.  

Çocuk olsun yetişkin olsun  model alarak, taklit ederek öğreniyoruz. Birilerinin küçük çabaların peşine düşerek idealist davranması, bir diğerinin içinde taşıdığı hassasiyeti besleyebilir, cesaretlendirebilir. Ya da en kötü ihtimal, çöp atacak kişiyi bir daha düşündürür belki.  Çaresizlik, kızgınlıktansa, çözümün parçası olmayı seçebiliriz.

Bu düşüncelerle birkaç arkadaş 14 Nisan 2018, saat 16.00 -18.00'de Ankara Seğmenler Parkı'nda, aynı duyarlılığı paylaşan herkese açık bir çöp toplama/spor buluşması düzenlemeye karar verdik.

Etkinliğimizi ÇÖPFit isimli Facebook sayfamızda da takip edebilirsiniz.

güzel bir haiku ile bitirelim. 


Bazı insanlara göre
Bizlerin hiç "aklı" yokmuş
Ama bizim kulaklarımız var
Biz rüzgarı dinleriz 
Çam ağaçları arasında  

Japon Şair Muneyuki-kyo 



https://www.independent.co.uk/life-style/plogging-sweden-rubbish-garbage-litter-exercise-health-workout-a8278656.html

15 Mart 2018 Perşembe

YAZILIM DÜNYAYI YİYOR… DÖNÜŞÜMÜN GÜCÜ




2 Ülke, Malezya, Almanya.., 1 Teknoloji Fuarı, Embedded World 2018.., 1 Sergi, Rubens, Stadel Museum ile Yazılım Dünyayı Yiyor*, Dönüşümün Gücü** başlığının hikayesini anlatıyorum bu yazıda.

Teknoloji ve sanat yani "high tech" vs. "high touch" serisine devam... 


Hmmm... Yapay zeka sen mi büyüksün, ben mi :-))

Günümüz teknolojilerinin hayatımıza etkisini anlamaya yazmaya çalışırken, yakınlarda 2 defa yurtdışında bulunmam gerekti. Biri doğuda, diğeri batıda. İş durumundan Malezya, eş durumundan Almanya.

Yazılım dünyayı yiyor... ya da kendi dilinde Software is eating the world sözünü iş için bulunduğum Malezya'da işittim ilk. Hangi sektörde çalışırsanız çalışın, konu dönüp dolaşıp ya da doğrudan teknolojiye uyum meselesine geliyor ya, benimkisi de öyle. Kısacık yazmak gerekirse, çalıştığım finans sektöründe konu piyasalarda, yazılım ve donanım olarak dijital teknolojilerin, geleneksel veya yeni finansal hizmetlerin ve gözetim ayağının daha etkin yapılmasına nasıl hizmet edeceği (FinTech, SupTech) etrafında gelişiyor. Bu kısım alan bilgisi, asıl yazmak istediğim, bugün artık herkesin zihninde birşeyler ifade edebilecek, duyunca kenara not aldığım "yazılım dünyayı yiyor." sözü oldu. Ardından çok geçmeden, eşim Hüseyin Kutluca'nın*** işi nedeniyle bulunduğu, teknolojik gelişmelerin mutfağı diyebileceğimiz, dünyadan yazılım firmalarının, profesyonellerinin katıldığı Embedded World 2018, Almanya Konferansında da aynı başlığı tartıştıklarını görünce, tüm bunları dilimin döndüğünce yazmak istedim. 

Bu arada "Embedded" nedir ki? diye benim gibi soranlar için, öğrendiğimi söyleyim hemen, gömülü sistemler diye geçiyor, kullandığımız teknolojik aletlerin daha ucuz, küçük ve işlevsel olmalarını sağlayan yani yazılım ve elektronik birlikteliğinden ortaya çıkan dijital elektronik alanı.

"Sanayi 4.0", "yapay zeka", "uygulama", "platform", "paylaşma ekonomisi", "şeylerin interneti" kavramlarına yeni alışıyorduk, bir de "gömülü sistem" çıkarma başımıza diyenlere de selam olsun, çok haklılar... Ancak, tüm bu teknolojik altyapı, insanın yaratıcı, problem çözücü zekası ile birleşince ortaya hayatın her alanını kapsayan bir dönüşüm, yaşam tarzı çıkıyor.


"Yazılımın dünyayı yediği"sözünü ilk kez Wall Street Journal Gazetesi'nde 2011 yılında yayınladığı makalesinin başlığında duyuran Silikon Vadisi'nin ünlü teknoloji yatırımcısı Marc Andreessen bakın ne demiş 2011'de.



https://www.slideshare.net/serkandogantekin/yazilim-dunyayi-yemeye-devam-ediyor-guvenin-yeni-teknolojisi

Adını da technology disruption****, -teknolojik kesilme koymuşlar, bu değişimin, dönüşümün... Etkisini hissetmek için, gündelik hayata şöyle bir bakmak yeterli...

Akıllı telefon, telefon defteri, saat, ajanda, fotoğraf makinesi, MP3 çalar, hesap makinesi, bilgisayarın,

Elektronik posta, kartpostalın,

Wikipedia, ansiklopedinin

Sosyal Medya, gazetelerin, dergilerin, 

Spotify, Netflix, CD ve DVD'lerin

yerini aldı... tümüyle olmasa da büyük ölçüde.

Hisse senetleri, tahviller gibi yatırım araçları, kitaplar, biletler dijital kayıtlara dönüştü.

Yine, Airbnb, Uber gibi ulaştırma ve konaklama sektöründe hizmet veren ama gayrimenkul ve taksi gibi hiçbir maddi varlık tutmayan, hızla büyüyen yazılım şirketleri mesela... ihtiyaçlarla, kaynakları birleştiren sistemlerini kontrol eden, güven tesis eden, ekosistem yaratan yazılım şirketleri bunlar...

Derken bitcoin gibi dijital-kripto para'nın ödeme aracı, değer ölçüsü olarak finansal piyasalarda boy göstermesine kadar vardı iş.

Girdisi sadece insan zekası olan ve bunca değer, zenginlik yaratabilen bir sektör yani yazılım... tek kelimeyle olağandışı ya da olağanüstü!


-Making Developers Superheroes-yeni nesil süper kahramanlar



-Problems Solved Here- 
Problemler burada çözülür... Keşke her yer böyle olsa :-)



-Problem Meet Solution-
-Solutions for the Connected World-
-sihirli kelime biraya getir, bağla, birleştir-


Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıp, gelişmeleri izlemeyi sevsem de aslında gönlüm sanattan yana olduğu için, turist olarak Almanya'da biraz da müze gezmesi yaptım. Şansıma Stadel Müzesinde Rubens sergisi vardı.



Peter Paul Rubens (1577-1640)

Hollandalı büyük Ressam, inanması güç ama aynı zamanda bilim insanı, döneminin önemli bir diplomatı, 5 dil konuşan ithalat ihracat yapan bir varlıklı tüccarıymış. Çok iyi eğitim almış Rubens'in geniş ilgi alanlarıyla mütevazi bir ömür geçirdiği, gözalıcı derecede yakışıklı olduğu, diğer sanatçılara kıyasen "mutlu" bir ömür geçirdiği notu düşülmüş sanat tarihçilerince. Sanatında en önemli özelliği ise kendisinden önce gelen rönesans ve antik dönemin, farklı sanat tür (heykel) ve tekniklerinden esinlenerek, kendi üslubu ile iyileştirme yoluna gitmesiymiş... Müze Rubens serginin teması olarak "the power of transformation"-"dönüşümün gücü" ifadesini kullanmış.


"Nereden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir."

“It’s not where you take things from - it’s where you take them to." 

Jean-Luc Godard

*      https://www.wsj.com/articles/SB10001424053111903480904576512250915629460
        https://vincentkeunen.files.wordpress.com/2011/12/marc-andreessen-on-why-software-is-eating-the-world.pdf

**     https://press.khm.at/fileadmin/content/KHM/Presse/2017/Rubens/PT_Rubens_engl.pdf

***   http://blog.icterra.com/notes-from-embedded-world-2018/

**** http://whatis.techtarget.com/definition/disruptive-technology