22 Haziran 2018 Cuma

TOLSTOY'S BICYCLE




“All happy families are alike; each unhappy family is unhappy in its own way.”

Those words that would touch to any reader’s heart is the first line of Anna Karenina by Russian writer Leo Tolstoy.  Some argue that the sentence merits one of 100 opening sentences in literature history*.  

In the very first sentence, grand writer declares to his reader that unhappiness is the normal of family life as well as happiness and even being more fascinating.  What’s more interesting, according to literature historians not only Anna Karenina but Tolstoy himself has led an extraordinarily unhappy private life in his elder times. Though the reason I write on Tolstoy is not his literature genius but sharing my admiration on how he dared to learn to ride a bike.

Tolstoy aged 67 loses his son Vanicka aged 7.  Moscow Society of Velocipede-Lovers presents Tolstoy a bike following his loss.  Scientific American Magazine 1896 issue reports as follows.., “..“Count Leo Tolstoy . . . now rides the WheelHe became a devotee, taking rides after his morning chores much to the astonishment of the peasants on his estate.”

One cannot undermine this story with the cliche goes by -learning has no age.  Russia in 1895 on the background, imagining an old man -by 18th century standards, with his snow White, long beard trying to find his balance on a bicycle is utterly amazing.  In an attempt to adapt today, though still unfair having experienced all that modernity, I visualise our fathers, grandfathers around eighty years old on a segway.., probably rather easier to balance compared to a bike.

It is said that Tolstoy cites as follows against judgmental approach for his bold act.

“I feel that I am entitled to my share of lightheartedness and there is nothing wrong with enjoying one's self simply, like a boy."



Illustrated by Painter & Writer Aydan Çelik
(“Tolstoy’s Bike” Drawing from his book titled “Bi Tur Versene” )

Since I am a fan of cycling, I perfectly feel the charm Tolstoy enjoys.  With the least possible equipment, you flow with the wind, land and scent at the most possible highest level.

I don’t know how this story echoes on your mind or spirit, I find it quite empowering that one who challenges his/her limits, persists on new discoveries could nurture life and even may enjoy as children do.


Tolstoy’s Bicycle in exhibition at His Now Museum Home in Moscow

Ending with Henry Ford's words who also liberated people not on 2 but on 4 wheels.
(remembering his Model-T produced by his roll off the assembly line at his factory and making the luxurious automobile a vehicle for common people.)

“Anyone who stops learning is old, whether at twenty or eighty. Anyone who keeps learning stays young. The greatest thing in life is to keep your mind young.”



10 Nisan 2018 Salı

"PLOGGING" mi ??? "ÇÖPFit" te Olur




Sağlık için yürüyüp koşarken, temiz bir çevreye katkıda bulunayım, hatta bu arada arkadaşlarımla görüşeyim isteyenlere yine İskandinavya'dan Dünya'ya yayılan bir akım yetişti, "PLOGGING" (biz kendi aramızda ÇÖPFit diyoruz :-)

Plogging, yalnız ya da gruplar halinde yürürken, koşarken, elinizdeki poşete civarda gördüğünüz çöpleri toplama anlamına geliyor.  İsveççe çöp toplamak olan plokka kelimesi ile yavaş koşu, jogging'den türetilen bir sözcük.  2016 yılında İsveç'te başlayan akım geçen yıldan beri dalga dalga yayılıyor. 

Merak edenlere çeşitli ülkelerden spor yaparken çöp toplama videoları 

https://www.youtube.com/watch?v=LQ7ygXJ26Zs
https://www.youtube.com/watch?v=71xqaqyoOAk
https://www.youtube.com/watch?v=OIoC3V650HA
https://www.youtube.com/watch?v=_hP84iZ1QH4

Hareket ve doğaya olan sevgim nedeniyle duyar duymaz heyecan duyduğum bir konu oldu. Sağlık, çevre birkaç konuyu yaratıcı bir şekilde birleştirmek, biraya getirmek, tam modern zamanların icadı diye düşündüm. Bir de yıllar önce, radyoda dinlediğim Sabancı Holding'in yönetim kurulu başkanı, sevilen işadamı rahmetli Sakıp Sabancı'nın bir röportajında bahsettiği anısı aklıma geldi.  İşlerinin yoğunluğu nedeniyle spora zaman ayıramayan Sabancı'ya doktoru işyerinde kibrit kutularındaki çöpleri yere boşaltmasını, ardından eğilip kalkıp toplamasını önerir...  Bir tür çöp toplama işte.

 Son birkaç haftadır ailecek, genç yaşlı demeden ve de özellikle çocuklarla birlikte, iş arkadaşlarımla deneyimleme fırsatımız oldu ÇÖPFit'i.  Yaptığımız işi arkadaş sohbetlerinde, sosyal medyada paylaştığımda ise herkesin konuya ne kadar duyarlı ve açık olduğunu gördüm. 




Sağlık için sporun, her türlü hareketin önemine ikna olduk adımlarımızı sayıyoruz ya, kullanıcılarının yaptığı sporu takip edip yakılan kalorileri hesaplayan Lifesum isimli sağlık fitness uygulaması plogging/ÇÖPFit'i de programına almış.

Çöp toplayarak yapılan spor ile kalori yakmak, düz yürümek ya da koşuya göre daha verimliymiş. Zira eğilip, kalkıp, uzanıp, toplayarak daha çok çalıştırıyorsunuz kaslarınızı.  (Yarım saat plogging ortalama 288 kalori - Yarım saat yavaş koşu, jogging ile 235 kalori yakılıyormuş.)*


 Bedensel sağlığa faydasının yanısıra küçük te olsa çevreme bir faydam dokunuyor diye insanı iyi de hissetiriyor.  Grupça yapıldığında ise ayrı bir sinerji, olumlu enerji oluşuyor. Çocuklar bile şikayet etmeden hemen uyum sağlayıp, işi oyuna çevirebiliyorlar.

Plogging'in bu kadar tutması şaşırtıcı değil aslında.  Günümüz insanı dünyanın neresinde olursa olsun, daha az hareket ediyor, yalnızlaşıyor, çöp, plastik yığınları, hava kirliliği gibi gün geçtikçe ağırlaşan çevre sorunları ile boğuşuyor.  

İşin "çöp" kısmı ülkemizde sorundan öte "toplumsal yara" boyutunda.  Geri dönüşüme  gelene kadar, köyde, kentte, parkta, sokakta, plajda çöpümüzü çöp  tenekelerine ulaştırma sorunumuz var... "Temizlik imandan gelir", "Türkiye'ni temiz tut yeşili koru" düsturları ile büyürken neden sonuç böyle oluyor düşündürücü.   

Tarihi ve doğal zenginlik, çeşitlilik yönünden bu kadar bereketli topraklarda olup, bunca hoyrat muamele ile memlekete yazık oluyor... Herkes şikayetçi...  Hatta Türkiye'ye yerleşmiş, dilimizi öğrenmiş yabancıların hayretler içinde çektikleri videolar var... üzücü gerçekten.

https://www.youtube.com/watch?v=MGwmepSH9GM

Halihazırda, kişisel ya da kurumsal çatı altında çöp konusunda çalışanlar, Çevre Bakanlığı'nın yeni sıfır atık projesi gibi kamu girişimleri var mutlaka.  Yine misal doğa yürüyüşçüleri arasında dağda bayırda görülen plastik atıklar toplanıp çantaya atılır, doğada yalnız ayak izlerini bırakmaktır ölçü ("leave only your footprints")  

Diğer taraftan, atılan çöpü toplamakla çöp sorununun kökten çözülemeyeceği, şehirlerde belediyenin zaten çöpü toplayacağı gibi düşünceler de insanın aklından geçebilir haklı olarak.  Canlıların (yalnızca insan değil) birbirleri ve çevreleri ile ilişkilerini inceleyen ekoloji bilimi hakkında okunabilecek en keyifli kitaplardan biri olan Sargun A. Tont'un "Sulak Bir Gezegen'den Öyküler kitabında çevre sorunlarını daha baştan çözmek ile ilgili çarpıcı tespitini burada paylaşmak istiyorum.

"... Neden mabetler bir toplumun en temiz, en bakımlı yerleridir.  Sokakları tozdan ve pislikten geçilmeyen yerlerde bile neden evlerin içi pırıl pırıldır? Bütün bunlar mabetlerimizi ve evlerimizi nasıl algıladığımız ile ilgilidir, tabii.  Şimdi o sokağı kirleten bir kişiyi yaptığı işin kendi evini diğer 10 milyar insan ile paylaştığı dünya evini kirlettiğini veya yaptığı hareketin bütün sağlık sorunları ötesinde bir ahlaksızlık olduğu konusunda ikna edebilirseniz işte o zaman kirlenme sorunları daha ortaya çıkmadan önlenir.  Bu yazarın da katıldığı bir düşünce ekolüne göre, bugün karşı karşıya kaldığımız birçok çevre sorununun kökeninde doğa sevgi ve saygısının yeteri kadar gelişmemiş olması yatıyor."

Toplumsal zihin yani kültürün değişmesi kolay değil elbet. Ancak öyle bir çağda yaşıyoruz ki, teknoloji sayesinde artan iletişim kanalları ile insanların bulundukları ağ içinde bu bağlantısallıktan etkilendiği, bireyin daha güçlendiği yeni bir yaşam anlayışı gelişiyor.  Bu nedenle, Plogging/ÇÖPFit gibi toplum içinde görünür faaliyetlerle çevre duyarlılığı geliştiren etkinliklerin eskiye göre daha erişilebilir olması nedeniyle başarı şansı olabilir.  

Çocuk olsun yetişkin olsun  model alarak, taklit ederek öğreniyoruz. Birilerinin küçük çabaların peşine düşerek idealist davranması, bir diğerinin içinde taşıdığı hassasiyeti besleyebilir, cesaretlendirebilir. Ya da en kötü ihtimal, çöp atacak kişiyi bir daha düşündürür belki.  Çaresizlik, kızgınlıktansa, çözümün parçası olmayı seçebiliriz.

Bu düşüncelerle birkaç arkadaş 14 Nisan 2018, saat 16.00 -18.00'de Ankara Seğmenler Parkı'nda, aynı duyarlılığı paylaşan herkese açık bir çöp toplama/spor buluşması düzenlemeye karar verdik.

Etkinliğimizi ÇÖPFit isimli Facebook sayfamızda da takip edebilirsiniz.

güzel bir haiku ile bitirelim. 


Bazı insanlara göre
Bizlerin hiç "aklı" yokmuş
Ama bizim kulaklarımız var
Biz rüzgarı dinleriz 
Çam ağaçları arasında  

Japon Şair Muneyuki-kyo 



https://www.independent.co.uk/life-style/plogging-sweden-rubbish-garbage-litter-exercise-health-workout-a8278656.html

15 Mart 2018 Perşembe

YAZILIM DÜNYAYI YİYOR… DÖNÜŞÜMÜN GÜCÜ




2 Ülke, Malezya, Almanya.., 1 Teknoloji Fuarı, Embedded World 2018.., 1 Sergi, Rubens, Stadel Museum ile Yazılım Dünyayı Yiyor*, Dönüşümün Gücü** başlığının hikayesini anlatıyorum bu yazıda.

Teknoloji ve sanat yani "high tech" vs. "high touch" serisine devam... 


Hmmm... Yapay zeka sen mi büyüksün, ben mi :-))

Günümüz teknolojilerinin hayatımıza etkisini anlamaya yazmaya çalışırken, yakınlarda 2 defa yurtdışında bulunmam gerekti. Biri doğuda, diğeri batıda. İş durumundan Malezya, eş durumundan Almanya.

Yazılım dünyayı yiyor... ya da kendi dilinde Software is eating the world sözünü iş için bulunduğum Malezya'da işittim ilk. Hangi sektörde çalışırsanız çalışın, konu dönüp dolaşıp ya da doğrudan teknolojiye uyum meselesine geliyor ya, benimkisi de öyle. Kısacık yazmak gerekirse, çalıştığım finans sektöründe konu piyasalarda, yazılım ve donanım olarak dijital teknolojilerin, geleneksel veya yeni finansal hizmetlerin ve gözetim ayağının daha etkin yapılmasına nasıl hizmet edeceği (FinTech, SupTech) etrafında gelişiyor. Bu kısım alan bilgisi, asıl yazmak istediğim, bugün artık herkesin zihninde birşeyler ifade edebilecek, duyunca kenara not aldığım "yazılım dünyayı yiyor." sözü oldu. Ardından çok geçmeden, eşim Hüseyin Kutluca'nın*** işi nedeniyle bulunduğu, teknolojik gelişmelerin mutfağı diyebileceğimiz, dünyadan yazılım firmalarının, profesyonellerinin katıldığı Embedded World 2018, Almanya Konferansında da aynı başlığı tartıştıklarını görünce, tüm bunları dilimin döndüğünce yazmak istedim. 

Bu arada "Embedded" nedir ki? diye benim gibi soranlar için, öğrendiğimi söyleyim hemen, gömülü sistemler diye geçiyor, kullandığımız teknolojik aletlerin daha ucuz, küçük ve işlevsel olmalarını sağlayan yani yazılım ve elektronik birlikteliğinden ortaya çıkan dijital elektronik alanı.

"Sanayi 4.0", "yapay zeka", "uygulama", "platform", "paylaşma ekonomisi", "şeylerin interneti" kavramlarına yeni alışıyorduk, bir de "gömülü sistem" çıkarma başımıza diyenlere de selam olsun, çok haklılar... Ancak, tüm bu teknolojik altyapı, insanın yaratıcı, problem çözücü zekası ile birleşince ortaya hayatın her alanını kapsayan bir dönüşüm, yaşam tarzı çıkıyor.


"Yazılımın dünyayı yediği"sözünü ilk kez Wall Street Journal Gazetesi'nde 2011 yılında yayınladığı makalesinin başlığında duyuran Silikon Vadisi'nin ünlü teknoloji yatırımcısı Marc Andreessen bakın ne demiş 2011'de.



https://www.slideshare.net/serkandogantekin/yazilim-dunyayi-yemeye-devam-ediyor-guvenin-yeni-teknolojisi

Adını da technology disruption****, -teknolojik kesilme koymuşlar, bu değişimin, dönüşümün... Etkisini hissetmek için, gündelik hayata şöyle bir bakmak yeterli...

Akıllı telefon, telefon defteri, saat, ajanda, fotoğraf makinesi, MP3 çalar, hesap makinesi, bilgisayarın,

Elektronik posta, kartpostalın,

Wikipedia, ansiklopedinin

Sosyal Medya, gazetelerin, dergilerin, 

Spotify, Netflix, CD ve DVD'lerin

yerini aldı... tümüyle olmasa da büyük ölçüde.

Hisse senetleri, tahviller gibi yatırım araçları, kitaplar, biletler dijital kayıtlara dönüştü.

Yine, Airbnb, Uber gibi ulaştırma ve konaklama sektöründe hizmet veren ama gayrimenkul ve taksi gibi hiçbir maddi varlık tutmayan, hızla büyüyen yazılım şirketleri mesela... ihtiyaçlarla, kaynakları birleştiren sistemlerini kontrol eden, güven tesis eden, ekosistem yaratan yazılım şirketleri bunlar...

Derken bitcoin gibi dijital-kripto para'nın ödeme aracı, değer ölçüsü olarak finansal piyasalarda boy göstermesine kadar vardı iş.

Girdisi sadece insan zekası olan ve bunca değer, zenginlik yaratabilen bir sektör yani yazılım... tek kelimeyle olağandışı ya da olağanüstü!


-Making Developers Superheroes-yeni nesil süper kahramanlar



-Problems Solved Here- 
Problemler burada çözülür... Keşke her yer böyle olsa :-)



-Problem Meet Solution-
-Solutions for the Connected World-
-sihirli kelime biraya getir, bağla, birleştir-


Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıp, gelişmeleri izlemeyi sevsem de aslında gönlüm sanattan yana olduğu için, turist olarak Almanya'da biraz da müze gezmesi yaptım. Şansıma Stadel Müzesinde Rubens sergisi vardı.



Peter Paul Rubens (1577-1640)

Hollandalı büyük Ressam, inanması güç ama aynı zamanda bilim insanı, döneminin önemli bir diplomatı, 5 dil konuşan ithalat ihracat yapan bir varlıklı tüccarıymış. Çok iyi eğitim almış Rubens'in geniş ilgi alanlarıyla mütevazi bir ömür geçirdiği, gözalıcı derecede yakışıklı olduğu, diğer sanatçılara kıyasen "mutlu" bir ömür geçirdiği notu düşülmüş sanat tarihçilerince. Sanatında en önemli özelliği ise kendisinden önce gelen rönesans ve antik dönemin, farklı sanat tür (heykel) ve tekniklerinden esinlenerek, kendi üslubu ile iyileştirme yoluna gitmesiymiş... Müze Rubens serginin teması olarak "the power of transformation"-"dönüşümün gücü" ifadesini kullanmış.


"Nereden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir."

“It’s not where you take things from - it’s where you take them to." 

Jean-Luc Godard

*      https://www.wsj.com/articles/SB10001424053111903480904576512250915629460
        https://vincentkeunen.files.wordpress.com/2011/12/marc-andreessen-on-why-software-is-eating-the-world.pdf

**     https://press.khm.at/fileadmin/content/KHM/Presse/2017/Rubens/PT_Rubens_engl.pdf

***   http://blog.icterra.com/notes-from-embedded-world-2018/

**** http://whatis.techtarget.com/definition/disruptive-technology

25 Ocak 2018 Perşembe

"DOĞUMGÜNÜM İÇİN BİR -SANAL GERÇEKLİK GÖZLÜĞÜ, BİR DE -DRONE İSTİYORUM !


9 yaşındaki kız çocuklarının doğumgünü için "sanal gerçeklik gözlüğü”, “drone” isteyebildiği bir çağda yaşıyoruz. İsteyebildiği derken, birebir yaşadığım diyaloğu yazdım. Çocuk bakımından sorun yok, hatta harika, teknolojiye meraklı, yeniliklere açık olduğunun işareti. Ancak anne baba, yetişkinler için de önemli bir sinyal, bu tür istekler. Duyup görüp, birbirimize anlattığımız teknoloji harikaları, hızla hayatın içine girip, çocuk oyuncağı vasfı kazanmış bile. -Ne yapacaksın, -nasıl oynanır demeye çekindim neredeyse… Teknolojiye uyum konusunda kuşak farkı yaşanacak o kaçınılmaz da, bu dijital dönüşüm meselesi aile hayatını da fena vurmaya başladı... Sözün kısası, yaşımız başımız, işimiz gücümüz ne olursa olsun, teknolojinin getirdiği yeniliklere karşı gözümüzü kulağımızı 4 açmanın zamanıdır...

Sanatı ve hayatı ayıramazsınız diyen, “sanat hayattır, hayat sanattır” anlayışı ile üreten çağdaş sanatçı Ai Weiwei’in duruşu gibi mesela...

Teknolojiyi de sanat gibi hayattan ayıramayız, teknoloji hayattır, hayat teknolojidir gibi uzun boylu laflar edecek değilim, nitekim teknolojik üretimin ruhu sanata yetişemezse de, zamanın ruhu (zeitgeist) nedeniyle teknolojiyi gözardı edemeyeceğimiz günlük hayatlar içinde olduğumuz belli. 

Vaktiyle, -yaşamboyu öğreniyorum, çünkü bahçemizi ekmek gerek, -okul için değil yaşam için öğreniriz, -gelecek hakkında konuşalım, teknolojiye aşina olalım dedik malum. Üstüne, sokaktaki vatandaş, son kullanıcı gözüyle bir gayret bazı yeni kavramlar üzerine öğrendiklerimi paylaşacağımı da yazmıştım, bu doğumgünü hediyesi meselesi benim için azmettirici oldu.

Rastlamışsınızdır belki, yıllardır Profesör Dr. Güngör Uras'ın "ekonomi ile ilgili gelişmeleri Ayşe Teyze'ye, Ali Rıza Amca'ya, onların anlayacağı dilde anlattığı, tavsiyelerde bulunduğu" Ayşe Hanım Teyze, Ali Rıza Bey Amca ne yapsın programı var... benimki de o hesap, ancak tersinden, bu sefer Ayşe Hanım teyze konuşuyor, teknoloji ile imtihanını paylaşıyor...

A harfinden başlayalım ARTIRILMIŞ GERÇEKLİK (Augmented Reality) ile

Gerçeklik mi, hakikat mi tartışmaları, alternatif gerçeklik kurgusu ile renklenmişken, artırılmışı, sanalıyla gerçeklik dünyamız toz duman, alt üst... Artırılmış ve sanal her iki teknoloji de, hayal dünyası ve gerçek dünya arasında geçişimizi kolaylaştırıyor esasen... Felsefeyi fantaziyi bırakıp, teknik tanımıyla başlarsak... 

Artırılmış gerçeklik, fiziksel gerçek dünyadaki bir unsuru doğrudan ya da dolaylı biçimde görürken,  gördüklerinizin üzerine bilgi işlem ortamında üretilen ses, video, konum bilgisi gibi bilgilerin eklenmesiyle gördüklerinizin daha geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi olarak tanımlanıyor. Uygulamalar üzerinden cep telefonlarına, laptop, tabletlere girerek, dijital dünyaya ait unsurlar gerçek dünya ile birleştiriliyor.  

Kulağa karmaşık gelse de, örnekler üzerinden kolay anlaşılıyor, mesela; 80li yıllarda çıkan Arnold Schwarzenegger'in canlandırdığı "Terminatör" filmindeki robotun çevresi, yapacağı işlerle ilgili gördüğü bilgi, veri akışı bir artırılmış gerçeklik deneyimi imiş. O zaman Hollywood'un hayalgücü diye etkilendiğimiz şeyler, geliştirilmekte olan teknolojilerin habercisiymiş meğer...

Çocuklar, gençler arasında popüler olan sosyal medya uygulaması Snapchat filtrelerini düşünün. Snapchat artırılmış gerçekliği kullanmanın en yaygın yollarından biri olarak görülüyor. Duyurduğu yeni güncellemeyle birlikte arttırılmış gerçeklik teknolojisini Snapchat uygulamasında daha da interaktif hale getirmiş.  Yanlış anlamadıysam bu kullanıcıların da filtre üretimine katkıda bulunabileceği anlamına geliyor.

Sonra Google Glass'ı duymuşsunuzdur, bu ürün tutmayınca, elleriyle çalışanlar için sesinizi de kullandırtan, Google Glass 2 sürümü çıkmış.

https://medium.com/traction-report/google-glass-2-0-and-the-future-of-augmented-reality-ee85cd97b

Ya da 2016 yazında yaşanan Pokemon Go heyecanını hatırlarsınız.  Küçük canavar karakterlerinin bulunduğunuz mekan, gerçek dünyadan yakalanıp toplanması oyunu yine bir artırılmış gerçeklik teknolojisi.

Bir de pazarlama sektöründe artırılmış gerçeklik uygulamalarının yaygınlaşmaya başlayacağı öngörülüyor. IKEA Place uygulaması mesela.  İkea'da 3 saat gezmek zorunda kalmadan, internet sayfasından seçiminizi yapıp, mobilyayı evinizin yerleştirmek istediğiniz köşesine % 98 doğruluk payı ile yerleştirip, uyumu görebiliyorsunuz uygulama sayesinde.  Ikea sever bir aile olarak hemen telefona indirip, denemek istedik ama Türkiye mağazası şimdilik sisteme uyumlu görünmüyordu.

http://www.ikea.com/gb/en/customer-service/ikea-apps/

Artırılmış gerçekliği, sanal gerçeklik (Virtual Reality) ile karıştırmamak lazım. Sanal gerçeklik bir gözlük ya da başlık kullanılarak, bilgisayar destekli bir görme duyma simülasyonu ile tamamen yapay bir ortam tecrübe ediliyor, mevcut gerçekliğinizden bağımsız... Sanal gerçeklik eğlence, artırılmış gerçeklik iş hayatına katkı sağlamaya daha uygun diyenler var.  


Facebook'un sanal gerçeklik gözlüğü Oculus, eğlence, üç boyutlu oyun ya da eğitim gibi amaçlar için tasarlanmış... 

Artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik teknolojisi şu anda ağırlıklı olarak eğlence sektöründe kullanılıyor olsa da, uzmanlar, tıp alanında remote surgery-uzaktan cerrahi ile travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik sorunların tedavisinde ilerleme sağlanmasında faydalı olacağını belirtiyor. 

Bir de beni asıl heyecanlandıran, teknoloji çağında yetişen çocukların okulda dikkatinin kolay dağılması, "bunları öğrenmek ne işime yarayacak" sorunu için, yine teknoloji ile artırılmış gerçeklik teknolojisi ile bu dikkati toplama, öğrenme, eğitim alanında kullanma çalışmaları oldu. Harvard Üniversitesi, çocukların heyecanlandıkları, daha kolay motive oldukları unsurları kullanarak, artırılmış gerçeklik teknolojileri üzerinden öğrenmede bağlantılar kurmayı artırma gibi konuları araştırıyormuş.
https://www.gse.harvard.edu/news/uk/09/09/augmented-reality-technology-brings-learning-life




İstanbul trafiğinde dilediğiniz araba ile gezinmenin güzel bir anlatımı...Artırılmış Gerçeklik ile tabii...💝  
...yıllardır eğlenmemizi sağlayan bilgisayar oyunları en ilkelinden en gelişmişine kadar aslında hayatımızın bir bakıma simülasyondur. Örneğin; çok eski bir araba yarışı oyununu göz önüne aldığımızda şimdikilere göre gerçekçilikten uzak olduğunu söyleriz. Çünkü eski oyunlarda hislerimizi harekete geçiren birimlerin sayısı çok azdır. Günümüzde bilgisayar grafikleri o zamandan beri çok daha sofistike hale gelmiştir ve bu oynadığımız oyunlardan daha fazla zevk almamızı sağlamaktadır. Artırılmış gerçeklik ise bize daha fazlasını vermektedir. Örneğin oyunda arabanızı aldınız ve İstanbul turuna çıktınız diyelim. Zaman, mekân ve diğer tüm birimler gerçek dünyadaki İstanbul’la aynı olabilir. Yani İstanbul trafiği ya da bir anda bastıran yağmur oyundaki aracınızın gideceği yere daha geç ulaşmasına sebep olabilir. Artırılmış gerçeklikle geliştirilmiş bir araba yarışı oyununda asla kaza yapmak istemezsiniz. Çünkü oyunun size verdiği hisler o kadar yoğundur ki kaza esnasındaki savrulmadan, üzerinize gelen cam parçalarına kadar her şeyi hissedebilirsiniz. Olayı daha iyi anlatabilmek amacıyla video oyunlarında kullanımını örnek verdiğimiz artırılmış gerçeklik gerçek zamanlıdır ve çevredeki tüm birimlerle etkileşim içindedir ve bahsedeceğimiz üzere kullanıldığı ve kullanılabileceği alanlar da oldukça geniştir. http://www.endustri40.com/artirilmis-gerceklik-augmented-reality/


25 Aralık 2017 Pazartesi

DÜNYA PEKALA DAHA İYİ BİR YER OLABİLİR...Mİ ?



DÜNYA PEKALA DAHA İYİ BİR YER OLABİLİR diyebilen ya da buna yakın tavrı olan kaç kişi var çevrenizde... "hiç kimse kusura bakmasın" benim fazla yok.   Kusura bakmasın kısmını göndermeli, esprili yazdım ama pek kimsenin kusura bakacağını da sanmıyorum.  Şu sebepten, yaşadığımız zamanlarda, iyimser olmak ya da iyimser görünmek, ilgi alanlarınızda, işinizde karınca kararınca çaba sarfetmek neredeyse hayalperest bir zayıflıkmış gibi algılanabiliyor.... Hayatın yükü omuzlara daha bir ağır mı gelir oldu acaba... yoksa güvensizlik, "gerçekçi" olmak hayatta kalmayı, uyum sağlamayı mı kolaylaştırıyor ya da kendimizi hayal kırıklığının, boşa kürek çekmenin bedbaht sularından mı sakınıyoruz...

İnsan herşeyin ölçüsüdür, herkes kendi içinde bu dengelerine ulaşır diyerek bu bahsi kapatabiliriz.  Peki ya hayaller ve gerçekler arasındaki dengeyi bulacağım derken, içinde bulunduğumuz kültürün, aldığımız terbiyenin bizi sığ hayalgücü, sıkıcılık rüzgarlarına savurmasının da mümkün olduğunu düşündürten yaşantılarımız olmuyor mu hiç...  "ben iyiyim de, ortam kötü" kolaycılığına kaçmak için değil ancak aile, okul, işyeri ya da toplum hayatında yeni fikirlerin, çabaların cesaretlendirildiğini ya da başarıların yeterince takdir görüp, dile getirildiğini, farklılıkların her zaman kucaklandığını söylemek güç...  
Bırakalım mütevazi çabaların değer görmesini, sık sık bilim, sanat, spor dünyasında projeleriyle, eserleriyle öne çıkmış insanların, ülkemizde kabul görmeyip, başka ülkelerde baştacı edildiği haberlerini duyuyoruz.  Yergide cömert, övgüde cimri olmak kime ne kazandırıyor...

Ben bunları yazıp çizer siz de okurken, Nijerya'nın Abuja şehri ile bizden Adana'dan iki çöp hikayesinde dünyanın pekala daha iyi bir yer olabileceği inancını taşıyan ortaokul öğrencileri ile bir fotoğraf sanatçısının çabalarını paylaşmak istedim.


Nijerya'da ortaokul öğrencisi kız çocuklarının, yaşadıkları Abuja şehrindeki atıkların geri dönüşümünü kolaylaştırmak için geliştirmeye çalıştırdıkları uygulamanın hikayesi


ya da




Adana’nın arka mahallelerinde çalışan çoğunluğu Suriyeli geri dönüşüm işçileri haftanın altı günü çöp topluyor, tek izin günlerinde fotoğrafçı Mustafa Gülek'ten çekim yapmayı öğreniyor.  Eskiden hayatları çöpten ibaret gençlerin hayali ismi ‘Kağıtla Aşk’ olan bir kısa film yapmak.

http://www.hurriyet.com.tr/video/kagitla-ask-40689672

Hayalleri sorulan, onların peşine düşmesi için cesaretlendirilen, güçlendirilen gençlerden, insanlardan oluşan bir toplumda fark yaratmak daha kolay olur mu acaba? Gerçek yaşamda ya da masalında hikayesinde böyle örnekleri görerek, bilerek büyümek önemli midir....  

Herkesin bir şekilde birbirini etkilediği, bağlı olduğu hayatımızda insanın, hayvanın, doğanın birbirinin hayallerine, enerjisine, çabasına elvermesi ile dünyanın başta kendimize sonra başkalarına daha iyi bir yer olabileceğine inanıyorum.


Bu yazının duygusunu bir süredir içimde taşıyordum ama yazmama sebep olan şey biraz da 9. Sınıf öğrencisi kızımın Türkçe dersinde yazdığı “Hayallerin Peşinden Koşmak” isimli aşağıdaki yazısını tesadüfen görmek oldu.

“Hayallerin Peşinden Koşmak”

Her insanın yaşamı boyunca hayalleri olmuştur.  Bu hayaller zamanla büyük ihtimalle değişecektir ama değişmemesi gereken, hayalleri gerçekleştirmeye çalışmaktır.  İnsanoğlu hayallerinin peşinden koşmalıdır.  Ne kadar imkansız gözüküyor olsa bile hayalleri gerçekleştirmek insanları en mutlu hissettirecek kavramlardan biridir.

İnsanlar hayallerinin peşinden koşarlar ama unuttukları önemli bir nokta vardır.  Para mutluluğa eşit değildir.  Hayaller sırf para kazanmak için olmamalı.  Bu hususta dikkat edilecek bir nokta daha vardır.  Hayaller gerçekçi olmalıdır.  Eğer hayaller gerçekçi değilse, boşuna zaman ve emek kaybıdır. 
Sonuç olarak, hayallerimiz mantıklıysa, onların peşinden koşmak iyi bir fikirdir.    
   
Okuyunca ne aklı başında çocukmuş hissi de verebilecek sözleri, bende bir burukluk duygusu bıraktı.... Hepinize 2018 yılında gerçekçi ya da gerçekçi olmayan hayallerinizin peşinde koşabileceğiniz mutlu günler dilerim…


(gençleri hayal kurmaya teşvik etmek, hayal kavramını, algısını olumluya taşımak ve hayalleri kalıplar dışında ifade etme fırsatı veren bir hayal platformu varmış, bir deneyin isterseniz...☻♦☺ 

8 Aralık 2017 Cuma

DİJİTAL EHLİYETİNİZ VAR MI ?


Değiştirmemiz gereken, yeni çipli nüfus cüzdanları, ehliyet, pasaport türü kimlik belgelerimiz değil kastettiğim. Yetişkinlere, çoluk çocuk, öğretmen interneti kullanan herkese lazım olabilecek bir dijital ehliyet derdim.

Avustralya'da bir teknoloji şirketi tarafından geliştirilen "öğrenciler", "anne babalar" ve "öğretmenler" için internet güvenliği, sanal iletişim konularında yeterlik geliştirme, ölçme amaçlı bir kavram dijital ehliyet. Londra Üniversitesi'nin Dijital Gelecek için Ebeveynlik girişiminin duyurusu ile haberdar oldum.

https://www.digitallicence.com.au/

Avustralya’dan, Singapur, Hong Kong ve Yeni Zelanda'ya yayılmış uygulama... Gelecek hazırlığında parmakla gösterilecek ülkeler bunlar, hiçbirşey tesadüfen olmuyor... İçerik, öğretmen, psikolog, hukukçu ve gençlerle birlikte oluşturulmuş. İnternet güvenliği hakkında bir ders programı ve sonunda küçük sınavlardan oluşan sekiz modülden oluşuyor.

Hazırladıkları dijital ehliyet quizinin bir örneği ile ne kadar "bilgi"lisiniz test edebilirsiniz.

Quiz, İngilizce, Türkçesini göremedim.

https://www.digitallicence.com.au/trial-the-quiz/

ama İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Dijital Medya ve Çocuk sitesi de bu haberi paylaşmış oradan da ayrıntılı bilgiye erişebilirsiniz.

http://dijitalmedyavecocuk.bilgi.edu.tr/2017/11/13/avustralyadan-bir-yenilik-dijital-ehliyet/



Chad Knight

Chad Knight'ın Dijital Sanat çalışmaları için aşağıdaki linke gidiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=KL_2_kxDsaE

2 Aralık 2017 Cumartesi

GELECEK HAKKINDA KONUŞMALIYIZ... WE NEED TO TALK ABOUT FUTURE



Seneler önce, yanılmıyorsam 1992, Zülfü Livaneli’nin bir köşe yazısında gelecek, gelecekçilik (Fütürizm) akımından bahsedildiğini duymuştum.  Livaneli, Alvin Toffler adlı bir yazarı ve “Yeni Güçler Yeni Şoklar” adlı yeni kitabını anlatıyordu. Alvin Toffler hakkında öyle şeyler yazmıştı ki, kitabı es geçmek mümkün değildi. Gel zaman git zaman, fütürizm, yani geleceği belirleyen trendlerle, bugünü ve geleceği şekillendirmek eğilimi gittikçe daha yaygın, görünür bir hal adı. Gelecekçiliğin bana cazip gelen bir yönü de, gerçekçi bakış açısıyla, tüm şartların bilincinde ama olumlu düşünmeye daha yakın olması, geleceği korku yerine olumlu öngörülerle inşa etmeye çalışarak, insanı güçlendirmesi.



 Fütürist Alvin Toffler 

Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden, bu alandaki en etkili, başarılı düşünürlerden olan  Toffler, 70lerden beri yaptığı öngörülerinde,  tarım ve sanayi toplumundan sonra üçüncü dalga olarak bilgi toplumunun geleceğini, bilginin serbest ve çok yüklü bir şekilde internet üzerinden kişisel bilgisayarlardan "information overload" yayılmasının insanları yaşadıklarını anlamlandırma, karar verme konularında zorlayacağını, sahip olmaya değil, ihtiyaç halinde kullanıp iade etmeye dayalı paylaşım ekonomisinin başlayacağını, işyerlerine esnek çalışma, home office modelinin geleceğini, hiyerarşik yapıların kalkacağı türden şirketleri öngörmüştü.  Bayağı tanıdık geliyor değil mi, bugünün dünyasını düşününce...

Toplum yaşamını etkileyen eğilimler, gelecekteki yaşamın nasıl şekilleneceğine bir ilgim oldu hep. 3D yazıcılar, nesnelerin interneti gibi yenilikçi konuları duyar duymaz çevreme heyecanla anlatmalarım, teknolojinin öğrenme, sanat, iş yaşamını nasıl etkilediği üzerine yazı denemelerim olmuştu.  


Bugün bilişim sektöründe olmayanlar için pekçok yeni kavram duyuyoruz.

Akıllı ev, şehir, uygulama, platform, dijital para bitcoin, über taksi, e-devlet, siber dolandırıcılık, giyilebilir teknoloji, hibrid, elektrikli araçlar, airbnb tatilleri

olarak kendini gösteren, bazılarımızın çoktan kullandığı, kod, algoritma, yapay zeka dünyasını kullanıcı, sokaktaki vatandaş gözüyle değerlendiren teknoloji yazıları yazmak istiyorum.


Conversation Lashes -Sohbet Kirpikleri

Model, Rachelle Beaudoin, Fotoğrafçı, Michelle Aldredge

Yenilikleri anlamaya çalışmak, alışkanlıklardan sıyrılmayı göze alıp, bu yenilikleri deneyimlemek artık bir dijital vatandaşlık ödevi.  Yaşı orta yaş ve üstü olanların daha ciddiye alması lazım çünkü gençler uyum sağlamada çok daha açık ve donanımlı.

Yakın gelecekte görmeyi beklediklerimiz ise,

sağlıkta nano robot, çiplerle tedavi, şubesiz bankacılık, yapay zekanın, robotların her sektöre girmesi, robot sevgililer, insansız araçlar, devasa piller ile yeni enerji kaynakları...

Tüm bu gelişmeler aslında öğrenci, çalışan, girişimci, taksici, anne baba olarak hepimizi etkiliyor. Öğrenme, değişim, dönüşüm süreçlerinden geçiyoruz.  Çinlilerin, "geçiş dönemlerinde yaşayasın" diye bedduası varmış, sosyolojik bir beddua biçimi de olsa durum ciddi..., ayrıca, robot, otomasyon süreçleri ile mavi yakalılar ile başlayıp, beyaz yakalı çalışanları tehdit etmeye başlayan işsizlik, öğrencinin geleceğin cazip mesleklerini seçme, çabuk eskiyecek diploma stresi, teknolojik bağımlılığının tehdit ettiği aile içi ve sosyal ilişkiler gibi konular nedeniyle de kayıtsız kalmak zor.  

Bu geçiş dönemini atlatmak için uzmanların tavsiyesi, okuryazarlık... "medya okuryazarlığı”“dijital okuryazarlık” ve hatta “gelecek okuryazarlığı”. 

Okuryazarlık, temel insan haklarından biri ve hayat boyu öğrenmenin temelini oluşturuyor. Bireyleri, aileleri ve toplumları güçlendirip, yaşam kalitesini yükseltiyor. “Çarpan etkisi” sayesinde okuryazarlık, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına; çocuk ölümlerinin azaltılmasına, nüfus büyümesinin kontrol altına alınmasına; cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınma, barış ve demokrasinin sağlanmasına da yardımcı . http://unesco.org.tr/dokumanlar/egitim/okuryazarlik.pdf

Kimileri, yeni okuryazarlığı, yetişkinlerin bilgisayar becerilerini kullanarak problem çözme becerisi olarak tanımlıyor.

Medya okuryazarlığı, medyanın diliyle okuyup yazabilme becerisi (Bilgiye erişim, içerik ve güvenilirliği analiz ve üretme becerisi). Yalnızca belli yaş grubundaki çocuklar değil okul öncesi, çocuklar gibi yetişkinlerin de dahil edildiği yaşam boyu sürecek bir eğitim.  Türkiye'de medya okuryazarlığı dersi 2007-2008 eğitim yılından bu yana seçmeli bir ders olarak verilmektedir. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/86050

Dijital okuryazarlık, sayısal düşünme bakımından yetkinlik kazanmanın yanı sıra dijital ortamda içerik bulma, yaratma, değerlendirme, paylaşma ve ondan yararlanma yeteneği. Kodlama ve maker eğitimleri de bu kapsamda değerlendiriliyor.

Dijital Zeka “DQ” Kavramı ile Tanışın: Çocukların Kazanması Gereken 8 Dijital Yetenek

https://medium.com/world-economic-forum/8-digital-skills-we-must-teach-our-children-f37853d7221e

Gelecek Okuryazarlığı (Futures Literacy) Geleceği nasıl algılıyoruz... bu algı bugünkü hayatımızı nasıl değiştirebilir... gelecek verileri ile bugünü, geleceği şekillendirme.. geleceği görme, görebilme ihtimali bugüne dair insanları güçlendiriyor... UNESCO’nun girişimi ile politika belirleyiciler, akademisyenler, sanatçılar, gençler, biraraya gelerek tartışarak, mevcut varsayımları değiştirerek farklı bir dünya hayal etmeye uğraşıyor geleceği hayal ediyor, geleceği yaratıyor... barış, kapsayıcılık, sürdürülebilirlik için yeni yollar geliştirme çabası. İnsan ve toplum bilimleri alanında çalışanlar toplumların geçirdiği dönüşüm üzerinde çalışıyor. Sektörler arası işbirlikleri gözden geçiriliyor

Bu yeni çağda, eğitim reformu ile bağımsız düşünebilen, farklı parçaları bir araya getirip, başkalarıyla çalışan, bu şekilde yeni değer yaratabilen insan yetiştirmek gerektiği,  küçük yaşlardan itibaren, bilgi teknolojilerine hakim, yaratıcılığı besleyen eğitim ve "yaşam boyu öğrenmenin" geliştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

https://www.keidanren.or.jp/en/policy/2016/029_outline.pdf


"İnsanlar coşkun bir nehir gibi geleceğe akarlar". 

"Durmayalım"

İstiklal Marşı'mızın Şairi Mehmet Akif Ersoy 


***

21. Yüzyılın cahilleri okuma-yazma bilmeyenler değil, öğrenemeyenler, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştiremeyenler ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır. 

“The illiterate of the 21st century will not be those who cannot read and write, but those who cannot learn, unlearn, and relearn. ” 

 Alvin Toffler